Gelsen de gelmesen de fark edecek bir şey yok şu saniyeden sonra. Pet şişemi delmeye başladığında korkmadım, çünkü doluydum ağzıma kadar. En fazla yarıma kadar boşaltabilirdin, kalan yarımla da idare edebilirdim iyileşene kadar. Öyle olmadı ama hiç acıtmaması gerektiği gibi. Parmağımı kessem de yenilenir, kulağımı koparsam devam edebilirim duymaya şekillenene kadar. Susuz kalmak, kurumuş hissetmek, içinin çekilip gidivermesi bi taraflara öyle değil.
Delirmişliğimi izlettim canlı yayında bu akşam, mes'ed eder beni dedim birilerine faideli olmak eğlendirmek babında. Mes'ed değildi o, farkındayım; mebla yerine mevlanın kullanılamayacağının farkında olduğum(uz) gibi aynen. Çok yüksek mevlalar isteyen insanlara karşı çaresiz kalanların ağzından sadece ve sadece "yağdır meblam su." sözleri mi dökülür!? Ben yine de mes'ud olmalıyım sanırım, ne de olsa şimdiye kadar yazdığım minik tefek lafları ve yenilerini toparlayarak söz yazarı olmaya karar verdim, beste kısmım eksiktir hep malum. İlkini tamamladım bile, kime göndereceğimi düşünüyorum sadece. Sana göndersem kıymetini bilmezsin, fotoşopla suratımdaki mutsuz diğer suratı da düzeltemezsin hiç uğraşma.
Işıkları kapattım koş gel yanıma. Karanlıkta göremiyorum yüz ifademi, gölgeler de yok hem, az da olsa rahatım sabaha kadar.
there you go with minor injuries. the bleeding does not last forever, you once said. taking your word, crawled back into my bed and painted all in red. I'm loving the colors up above the clouds..
Çok uğraştık, didindik ama emeklerimize değdi. Renk uyumundan ayrodinamik özelliklerine kadar şanımıza yakışır bi "masterpiece" yaratmayı başardık, teprikler!
duygu durum tavan yapmış vaziyette seyreylemekte ruhun erdemini gök kubbenin kuşaklandığı yerden. tek cümlelik kısa hikaye, happily-ever-after!?.
maybe it terrifies me:
Gölgem de kaçtı koşaradım..bir tek ben kaldım kaldırımın sonunda.
me and a gun:
Kötü başlayan bi gün nasıl çok daha kötü bitebilir bizzat görüldü bugün, emeği geçen herkesin tuttuğu kendine.
he says that behind my eyes I'm hiding:
Üzerinden 2+ ay geçti ama bugün çok fena vurdu. becerebilsem yere yatıp debelenerek anıra böğüre ağlarım (call me bitch, call me crazy, call me whatever you like, evet.). Böyle olacağını bilsem farklı diyarlardaki arkadaşlarımın myspace sayfalarına bakma gafletinde bulunup hepsinde Ms. Amos ile burun buruna gelmezdim muhtemelen.
candy lies:
bu gecenin playlist'i de bağlama uygun vaziyette şu şekilde beden buldu kendine:
*Baker Baker*Dragon*Mother*Playboy Mommy
*Ruby Through the Looking-Glass
*I Can't See New York - I Can't See Your Trace diyesim var bugün nedense!
*Toast*Carbon*1000 Oceans
*Smokey Joe*Purple People*Lust
*Cloud On My Tongue*Roosterspur Bridge
peşin peşin at olm kendini aşşaa, ne gerek var zahmet edip hepsini dinlemeye ki!
from here no lines are drawn:
Gözümün önündeydi oysa ki az önce, bir anda kopup uzaklaştı ayaklarımın ucundan.
Nerdeyse hiç anne sözü dinlemedim, hep burnumun dikine gittim (so capricorn of me, I know) gittiğimle kaldım, 360 derece dönüp kıçımın üstüne oturdum; ama pişman olmadım, "dinleseymişim böyle olmayabilirmiş, evet." dedim, yine bildiğimi okudum. Peki neden şimdiye kadar yaptığım hiçbir şeyi ben yapmışım gibi hissetmiyorum ki! Yükte-hafif-pahada-ağır kişilik atraksiyonu sırasına geçmiş gibi görünen bi'takım alt benlik yaratmalar ve bunlara isim koyarak kendine ait özellikleri kardeş payı etmelerin doğal bi sonucu olabilir belki. Hani insanlar "bedenimden sıyrılıp bi süre dışardan kendimi izlemiş gibi hissettim, çok enteresandı." der ya, onun gibi işte. "Mütemadiyen" vs. "Bi'süre" hadisesi ortaya çıkmakla beraber darma ve de duman eder ortalığı bu durumda. Her gün aynı şeye ayıkmakla birlikte, deja vu'nun suyunu çıkarmanın pek çeşitli türevine şahit olunmasına rağmen iki-elle-bi-zki-doğrultamama hissiyatının önüne geçememek takdirlere şayan, fenafillahlara iflah, sittin düvele timsal bi vak'a-ül menemdir.
Her şeye rağmen kendimi askere gidecek kadar bile büyümüş hissetmiyorum. Kapının önünde duran üç bantlı ayakkabılar da ya zevkli bi adam olduğumun ya da sürekli kendimi tekrar ettiğimin göstergesi, çok karıştım, bilmiyorum.
Eve dönüş yolunda çarpmak suretiyle ölümüne sebep olduğum -2'si çift olmak üzere- 5 kelebek ve -türünü bilemediğim- 1 kuş için çok üzgünüm. Kendimi seri katil gibi hissetmem gerekir mi bilemiyorum an itibariyle.
O değil de şöyle bi'şi var:
Antalya; ohsbir (31) olsan çekilmezsin!
Ankara; home the.sweetest! jadoğr, bebek!
Paranoyak ruh halinin bünyeyi çok ama çok yalnız hissettirmesini engellemenin bi yolu yok gibi, gotta love mood swings! Tesadüf diye bi'şey de yok ayrıca, hayatta her şey bi amaç uğruna gerçekleşir, işaretler de yol gösterir. İşaretler içinden çıkılmaz bi hal aldığı zamanlarda da yukarıda mood swings olarak bahsi geçen hadise vuku bulur, evlere şenlik ne diyeyim.
Geçtiğim her yere bi uyarı tabelası koyayım en iyisi, ekmek kırıntıları gibi olsun ama herkes takip edemesin, büyüsü bozulmasın. Yolun sonunda da maviler, morlar, yeşiller, pembeler içinde bi krallık çıksın ortaya, sadece happily-ever-after persona'lar yaşayabilsin orda; kimse kimsenin kalbini kıramasın, herkesin EN büyük derdi fazla huzurlu yaşamak olsun. Hikaye gibi hatta masal gibi görünsün her şey ama gerçekçiliğini hiç yitirmesin, renkleri solmasın. Müzikal bi hayat olsun aynı zamanda ama hüzünlü şarkıları dinleyemesin kimse, kalp atışlarıyla müziğin ritmi uyumlu olsun her zaman. Rüyanın sonu hiç gelmesin..affedildiniz hepiniz.
Irish Nut Cream diye bi'şey yok canım benim!
sez Tyra DeSalvo at 9:35 PM Tuesday, September 11, 2007Ağzımı şapırdata şapırdata domuz eti yedim İrlanda'da, artık cehennemde cayır-cuyur yanmak için ikinci bi nedenim daha var.
21.5 saatlik yolculuktan bahis etmek gayet gereksiz olacaktır an itibariyle..ki canım hiçbi'şey yazmak istemiyo. Praaaaaaaaaaaag seni seviyorum, budur!
İlk günün ilk sabahında halet-i ruhiyemi kendi kendime şu şekilde özetledim Riverside Theatre önlerinde; Smoking in Ireland is orgasm. O nasıl bi huzur, nasıl bi hoşluk ifade etmek kat'a mümkün değil. Hep derdim çoook büyük bi değişikliğe ihtiyacım var toparlanmak için diye, öyleymiş gerçekten. Lakin insan kişisi bi süre sonra kaosu özler oluyo Coleraine cinahlarında, her yer yeşil her yer sessiz nereye kadar, buldumcuk olmanın farklı bi versiyonu sanırım bu da.
Adaptasyon sıkıntısı çekmemenin faideleri say say bitmez bu bağlamda. Sözde İngilizce konuşan ve ne dediği zütsen anlaşılmayan Irish kimselere yol bile tarif etmiş olmanın dayanılmaz hafifliğini yaşadım ziyadesiyle. Diğer taraftan da, şahsıma -Türkiye'yi kastederek- Is it far away? sorusunu yönelten taksi şoförüne bön bön bakmak suretiyle sorusunu 3 kez tekrarlatmanın acı veren ağırlığı çöküp kaldı omuzlarıma (bkz. hay senin aksaanını skim adam).
Taksiyle Coleraine'e giderken yanımıza şemsiye alıp almadığımızı soran yabancı bi takım akademisyenlere verdiğim cevap ile literatüre soktuğum atasözünü de unutmamalı: I never do the umbrella thing. Using umbrellas is denying mother nature.

DeSalvo & Wykka mutfak sefasında "kendi kaavemizi kendimiz yaparız tey-tey-tey"

TD :: Tyra DeSalvo (ne tatlı)
- öğrenci dediğin her yerde öğrencidir, dünyanın teee öbür uçlarından gelen örtmen/ kokutman vs. ile yapılan konuşmaların 2. dakikasında emin olduk, bizimkiler yine zekiymiş dedik helal olsun.
- akademisyen dediğin de her yerde akademisyenmiş, bi mallık-bi otluk-bi sıkıcılık aman allaam!! hayat bu kadar ciddiye alınacak bi'şey değil, get an effing life diyesim geldi hepine ve de topuna, bi de dans etmemeliler kesinlikle - hele Irish olanına asla bulaşmamalılar gülmekten işedik zira. Jump, kick, one-two-three, evet.
-üniversiteli takımı da hemen hemen aynı kafada, özellikle de bizimkilerle. kampüs içinde dolanırken birden "olm Professional Widow'un sözlerini give me peace, love and a hard Irish cock olarak değiştirmek istedim.." dedim Wykka'ya ve takriben 30-40 saniye sonra kaldırımın üzerinde aşağıdaki resmi gördük (poz tamamen doğal, kasıtlı yapılmış bi'şey değil - hı.hı!);
Bugünkü salon başkanlığı sırasında yine çok sıkıldı zavallı canım ve yine kıreatif persona oluverdi bi anda. Bi'şey çizemem aslında, o yüzden bi'şey çizemeyen kimseleri anlamayan kimseye ifhaf edeyim bu şahen çizimimi (saatlerce bakıp anlam çıkarmaya çalışmayın, yok anlamı felan).

*
Edit felan: an itibariyle öğrendim ki birilerini mimlemem gerekiyomuş, hal-i hazırda resim varken; wykka-jan & vudu-jan mimlendiniz pepikler :m
Etenşın! Durum güncellemesi yapmayı hedefleyen bi gönderi değildir bu, dinlenen bi şarkının (bkz. Eye) yaptığı çağrışımların doğal sonucudur sadece.
Her bi'şeyden önce dil öğrenmek için debelenen insanların dilek/ şikayet/ soru(n)/ talep/ beklenti/ lakırdı ve bilumum vırvırından bunaldım çok fena, bi insana herhangi bi'şey en fazla bir hadi bilemediniz iki defa söylenmeli ya da herkesin aptallık üst sınırı aynı olmalı; zira her gün şaşkınlıklara gark olmaktan alamıyorum kendimi hala. Gün içinde her ne kadar sittin kere sktiri çekmek istesem de konumum müsade etmiyor, TMRli Sipahiler'in başını çekerken mümkünatı yok korkarım!.
Geçtiğimiz hafta içlerinde sol göz cinahlarında çıkan arpacık şeysinin, ecza deposuna dönmek suretiyle, geçmiş olmasına ağız dolusu sevinemeden -nasıl olduysa artık- farklı bi forma girerek sağ göz semalarına atlamış olması da sinirlere boğdu bünyeyi. Pisikolojik bozukluğun daha fazla dayanamayarak virüs/ mirüs (her ne haltsa artık) şeklinde vicuda ermesinin sonucu olmalı kendisi ya da patronun deyimiyle "oğğ! mikrop yuvası olmuşun bence sen! (espiri, evet. iğrenç, evet.)"
Daha önce bu sayfalarda asla ve kat'a bahsetmediğim İrlanda ve Yürokol İkibinyedi konferansı da arabın saçı/ eşşeğin ziki kıvamına geldi gayet. Ayrıntılar önemli değil, olsa bile yazacak adam yok şok yorgunum şooook. Yalnız şöyle de bi'şi var; daha tayyarenin kuyruğunu görmeden fantezi boyutuna atlamak nasıl bi mallıktır ki!?. Yok efendim orda tesadüfen şahen bi konsere denk gelirmiymişiz de bıkbık da bıkbık. Konferansa gidiyosun adam, kendine gel!
..demem, diyemem, dedirtmezler! bi konsere değil üç konsere denk gelelim, dördüncüsüne paramız yetişmesin olma mı!?.
:m:!:n
. .lost me there, in the open road..
Bana acı çektiren herkesi yırtarak pamukla doldurmak istiyorum içlerini. Peluş hayvanlara benzetip oyuncak pazarında bedava dağıtacağım çocuklara, büyüyünce böylelerinden uzak durun, rüzgarınızı kimsenin kesmesine izin vermeyin diyerek.. kalp kırıklığı sadece.
Adına yazdığım her harf isyan ediyor dün geceden beri ama pişman olmam. Güçlüyüm hala, sandığımdan da çok...
[..bütün pencerelerin tadını bilirim...ve rüzgarın çiçek kokuları getirmedigini...günlerce yüreğime attığın çiziği dikerek oyalandım..burnumdaki kanla..ağzımdaki küfürle...öyle boş ..ve yine onların orospusu olarak...........bana silahını vereceksin..bana o altın kartal broşunu vereceksin.......senin için hala organik kambur üretiyorken ben...bana borçlusun.......bir daha YOK..tenim çöl ...tenim çöl...tenim çöl......antidepresan yutmuş çete reisi gibiyim ki o reis bir tavuk olur ancak..bir it olur...bir ördek ki en kirlisinden........bütün harfleri kırmızı sırt çantana koydum....çakını....balık....göz....yaban elması.............bayrak ki....çok soguk bi ülkenin......mavi ladinim..mavi ladinim.tenim çöl ..acımı ememedin hiç...dudaklarını ısırdım...ellerini ısırdım...kimse sevmeyecek senin kadar ....kimse gelip gölgeme oturamayacak......SO BOSI CAST demeyecek kimse...........maykop.....bana ancak yaban elması getirebilirsin artık..karnımı ağrıtacaklar ve yanımda olmayacaksın.elmayı da unut......hala burnum kanıyor........ben kötüyüm......(RDM)]
Gayet bön bir gece ve de vanilya aromalı.
21.00'da zıbararak 21.30'da hortlayan bünyenin anlamsız çırpınışlarına şahit bedevi bir akşam ve de *zehr-i ruh aromalı.
Günden kalan ise yorgunluk ve karın ağrısı. Koşuşturmanın dik alası, insanlık dışı eziyet ve de Irish Nut Creme aromalı.
Farklı aromalarla yerini dolduramıyorum henüz, her şey ne kadar da yalnız kalmış meğer..
*kimyasal tepkime, illusion of grandeur, çikolata ya da en bilindik haliyle aşk.
just an idea, I mean overlooking the overly underestimated boundaries of an under-aged boy's overwhelming experiences. it is, in a sense, overdone.
"This is me and my paranoia and my purity." he said looking over his shoulder.
I was there,
I was there..
just a few years back, we used to be flying over the hills. may be that we are over and so must be the game. things been oversaid. i remember, ridiculously amazing, the way you stare at the clouds over your head..those clouds and I am over you.
me? who?
.
DeSalvo der ki;
İlhamdır, ruhtur, özün sıkıntı-i candan seçer,
Divane halıyla geçtiği nurda derim derim gül cemal biter,
Derdiğim cemalin gülüne dokanmam,
Dikenin batar, canım yakar,
Demem bir an kanım akar,
Alımla morumla oluk oluk yolun çıkar.
Duygu-durumun bozuk doğasını farklı alanlara yönlendirme çabası kimi zaman bu şeklide baş göstererek bünyeyi bile hayretler içerisinde bırakmaktadır. Kısa süren cozutma evresinin nihayete erdiği kabak gibi ortadadır. İlerleyen günler neler gösterecektir bakalım. "whatever will be will be" anlayışına şiddetle karşı çıkmakla beraber, er kişinin hayatını inatla kontrol altında tutabileceğine inanılmalıdır hiç şaşmadan.
Özet: I only make jokes to distract myself from the.truth.
DeSalvo'nun biri teeee yıllar önce bi videoya (bilin bakalım kimin!) filtre neyin eklemiş windows movie maker şeysinde -bi daha da hiç kullanmamış-. teeee yıllar sonra o videoyu bulunca da pek bi sevinmiş, yönetmen havalarına girmiş hemen. hızını alamamış youtube'a koymuş insanlık şahanesinden faydalansın deyu deyu. home-made innovation ve home-grown perspective'in doğal sonucu, şöyle buyrun;
toplu iğnenin ucunu iyice ısıtıp (alt) gözkapağımı delsem kör olur muyum!?. çok rahatlarım ama kör olur muyum!?.
ıhh-hıaaağ-ğööyhh!
(bkz. insanlık dışı şiddetli bunalma ünlemi).
o diil de olayı çözdüm ben, arpacık bahane gayet bünyemiz patlayacak yer arıyomuş ne zamandır..demek ki. hadi o zaman güçlerimizi birleştirip bişiler oluşturalım!?.
-ulan C. sana sölüyorum, ayıktım diyorum, gel gayrı gayrı diyorum, neredesin sen!?.
-ölsün melankoli, yaşşasın burokoli, çok tüketme alkoli, ehah olm A. vay seni seni, n'oldu sana!?.
allaaam üstte görülen iki satır bireysel diyaloğu silip süpürmek istiyorum ama elim varmıyo, 3 ay önce alınmış bulunan narkozun etkisi yeni mi çıkıyo aceba! diğer taraftan sosyal içerikli-mesaj kaygılı-iç sesli-alt anlamlı-göndermeli-sorgulamalı vb. yazılar da nereye kadar yani, arada cozutmak gerekiyo..demek ki.
geçenlerde yolda yürürken çocuklarıma isim buldum. çocuklarım doğdu da isimleri yok gibi bişi anlaşılmasın.biri gelip üfürmediği sürece çocuk-mocuk istemez zaten, sevimsiz şeyler. evet, kız olursa SicimSu, oğlan olursa OlarCan.
alla baaşlasın, meaşalla.
türkceyi kötü kullanarak ağzıma geleni yazmak eyilimindeyim bu gün. tek gözü pörtlek capon balığı gibi dolanıyorum zaten ortalık yerde bi kaçılın önümden, çok sinirliyim bide raatsızım. hem bilmem kaç yılın arpacığıda, her ne kadar kafam kadar (a.k.) olsada, gözümdeki astiğmatla ilişkilendirilmiş bulundu ya bugün pehh! derim anca; seni göz doktoru yapan andavalları bayır aşağı yatırayım kadın! utanmadan bide kartını verdin muayenaneme gel orda yazalım lensleri burda makina yok diye hasktr.
amca-skicem-elini-ayağını-bi-geri-çekil-mnakyiim bakışını yedikten sonra muhtelif yerlerini sağ yanlarıma sürtmeye devam edersen yersin omzu muhtelif cunyırına, sürtük mü sandın omzumu deyyus!
doktor dediğin herkezden daha temiz ve bakımlı olmalıdır. adamı son moda hasta koltuğuna oturtup dokunmatik sistemle koltuğu inidirip çıkarmayla olmuyo bu işler, dişlerini fırçala önce efendi! bi de eldiven falan takmadan sokamazsın elini gözüme, sonra kaçıverir bi yerine mazallah aklın almaz.
kamyondan bozma ego (erken gelen oturur) otobüslerinde şehirlerarası yolculuk yapmaktan bık geldi eyy belediye, bi götün büyük zaar. olm doldurmayın arabaları bu kadar olmuyo işte. herkez göt göte nereye kadar yani!? seçimlerden önce banamı öyle geldi nedir artmıştı sanki otobüs sayısı şimdi yine bkunu çıkardılar. dışarısı seksen dereceyken içerisi oluyo yüz küsur zaten, kokuş kokuş tıngır mıngır gidiyoruz artık allaa emanet.
bi de şöyle bişi var alakasız gayet,
mal: yğaaa niye ööle bakıyasoooon!??
şapşal: çünkü seni sevdiiiim için bebeeğm!.
not: yapılan yazım hatalarının tümü kasıtlıdır ağzınız bi yere burnunuz başka bi yere kaymasın okurken, dilbilimci kimliğim gözardı edilemez uuuuuu maşalla...
iç ses yerde ağlamaklı otururken, kendi kendine fısıldadıklarını sadece ben duydum yine;
"anne beni geldiğim yere geri koy lütfen, tek başıma nefes alamıyorum.."
Wykka-jan ile edilen blog-wise muhabbetin gelişimi evlere şenlik şu şekilde olmuştur;
DeSalvo says:
yok olm bize gitmiyo beele seyler
DeSalvo says:
yani
DeSalvo says:
yarinki mall a gitme eylemini bile kisa hikaye formunda annatma egilimi dogabilir her an ehah
DeSalvo says:
gunesin ipeksi isinlari mallun yaninda yukselen insaatin onundeki parlak metallerden yansiyip gozume igne gibi battiginda anlamistim ait oldugum yere vardigimi...
DeSalvo says:
mesela eahahasktr
wykka says:
eauaydjkhak
wykka says:
yok deve
wykka says:
charles dickens mısın ulan
wykka says:
ki kendisinin muazzam bi seks hayatı vardı
* konuşmanın gerisini sansürlemek durumundayım, zira fazla özel kaçtı an itibariyle.
* İngilisçe öğretmeyi yeniden sevelim.
* BİYEP ile huzurlara gark olalım, hep beraber pikniğe gidip mangal başı İngilisçe pıratik yapalım.
* Asansöre beşinci binmeye çalışanları -diğer dillerin kokutmanı bile olsa- kapıyı açıp itina ile indirelim.
* Her şey clear-ish olsun, "crystal" olgusunu ortadan kaldıralım.
* Her ay yazılan 808 üst yazıyı kokulu öpücüklerle gerekli yerlere gönderelim.
* Blog ruhunu "sevgili günnük" moduna sokanları dışlayalım, mevz-u bahis ruhu yine mevz-u bahis moddan ibaret görenleri aydınlatalım.
* Su kesintisini fırsat bilip beş litrelik suya bir günde 1.5 YTL zam yapan kevaşe yavrularını yağlı kazıklara oturtalım.
* "Sen köpek gibi seversin, o belediye gibi zehirler" özlü sözünden yola çıkarak önümüze bakalım, kendimizi kimselere sobeletmeyelim.
* Hölleeey bi insan olmuşuz deyu deyu kaçalım gidelim :m
dün: proved to be too early to start over, better take the.time to get your shit together!.
bugün: it never really is too early to start over, the.being is what matters most after all!.
yarın: the.day before yesterday will come crawling back to you!. (nıahhahaha)
bugünü yaşanmamış say, git yere uzan biraz hem sırt ağrılarına iyi gelir, ağrılar giderken uykular gelsin sız yattığın yerde, rüya gör görebilirsen, rüyanın en güzel yerinde uyandır kendini sonra da geri dön kaldığın yere, aradan saatler geçmiş gibi hissederek uyan yeniden, anın tadını çıkarmaya bak, aniden kalktığında başın dönsün, bir gözün kapalı yatağına git yat, derin uykulara dal, görebildiğin kadar çok rüya gör ama yere uzanıp sızdığında gördüklerinle alakası olmasın, uyanma sabaha kadar, deliksiz uyu her şey gayet delikli ne de olsa, yeterince uyudun yine de küfrederek çık yatağından, her zaman yaptığını yap, her zaman gittiğine git, her zaman döndüğüne dön, o günü de yaşanmamış say..
"Sinir uçlarımın birbirine dokunmasıyla devrelerin kısalması bir oluyor günlerdir.." ya da benzeri bir girizgah ziyadesiyle yeterli olacaktır ruh halinin özlü bir betimlemesi için, lakin bünyenin yalnız kalmaması gerektiği gibi, bünyenin yarattıkları da bırakılmamalıdır kendi haline. Koskoca Temmuz'un boş kalışının nedeni bu şekilde açıklanabilir gayet ya da züğürt avuntusudur aslen, başka ne bahane uydurulabilir bilinmemektedir an itibariyle.
Tatilin doğasına asla ve kat'a uymayan huzursuzluk ve dinlenememişliğin suçlusu nerede aranmalıdır peki!?
Suçlu sizsiniz, sevgili DeSalvo! Hani *çaresizseniz çaresizsiniz (or vice versa) lakırdısı var ya, o durum işte..
İkinci tekil şahıslara -**ki kendilerine partner, can yoldaşı, hayat arkadaşı, yar, sevdicek ya da kısaca sevgili de denebilmektedir- duyulan ihtiyacın tavan yaptığı durumlarda ya da tüm sorunların üstesinden gelinebileceğine kalbin ve/veya zihnin tüm gücüyle inanıldığı anlarda her şeyin tepetaklak oluşu hangi bir adalet sırasına geçmektedir ***merak ediyorum. I believe in karma, evet ama o da bir yere kadar olmalı zannımca. Evrenden ne istersem o oluyorsa eğer, mütemadiyen 3'ün 1'ini istiyor olmalıyım kendisinden, hiç ama hiç hoş değil hatta gereksiz ve terbiyesiz bir durum gayet.
****Random thought;
kalp kırıklarının cam kırıklarına özendiği her yerde
tabanlarımda atmaya heveslenir olmuş kalbim..
*****Random thought #2;
şeftaline şeberdim yine de şarabın içtim, oh bebek!
* iffrit ifade. kişisel gelişim zortlatmasına karşıyım sonuna kadar, ironi yaptım yani.
** arabesque ek bilgi. gönderiye hareket katmasını beklemek mallık olsa gerek, maksat muhabbet olsun.
*** understatement.
**** geyiğe sarmaya gerek yok şu sıra, oturur ağlarım ortalarda anıra anıra *fırrk*
***** öze dönüş timsali/ dengesizin önde gideni. n'aptınız yine, sevgili DeSalvo!??
* Saç tellerinle kanun çalmak istedim, oh bebek!
* Eteklerinde çalan zil oldum, davula vurdum, oh bebek!
* Dişlerinin arasına kaçan susamdan sokak yaptım, oh bebek!
* Eteğin olsa giyerdim, parmak arasında şıpırdardım, oh bebek!
* Esmer pirinci rokaya sarıp sen diye yedim, oh bebek!
* Bembeyaz tenin otoban misali, kaybolmamak mümkün değil, oh bebek!
* Düşük bel kotuna çakma kemer olsam, oh bebek!?
* Herkes anlamasın deyu deyu maske taktım kalçama, oh bebek!
* İngilizce'yi Türkçe anlatsam, diline pelesenk olsam, oh bebek!
** Çılgınca gezindim kılavyende, oh bebek!
** Daha sonra orotik -kısa- hikaye olarak yer bulacaktır bu sayfalarda.
Hepiniz-topunuz-her şeyiniz bi siktirin gidin, gözüm görmesin.
Dinlenesi şarkı: Nasıl Delirdim
İzlenesi film: Texas Chainsaw Massacre
Takip edilesi dizi: Dexter
Okunası kitap: A'dan Z'ye Seri Katiller Ansilopedisi
bi de cehennemin dibi eeöööh!!!
Farkına bile varmadan işkolik olmuştur sanki DeSalvo kişisi. Can sıkıntısından "ah keşke işe gitseydim ulan!" diyecek kıvama gelmiştir gün içinde. Bir taraftan da her Pazar aynı şeyin yaşanma zorunluluğunu irdelemektedir istemsiz. Geçen Pazar'ın aynı olmadığının farkındadır, lakin yapacak daha eğlenceli bir uğraşı yoktur an itibariyle. Mozaik pasta bile yapmıştır ve hatta karamel sosludur yaptığı pasta, hindistan cevizi bile koymuştur içine bol tarafından. Yalnız olmasa belki...
Diğer taraftan yarini özlemekten de yorulmuştur artık. Nereye kadar gidecektir böyle..ki! Çıldırıp ortalığı darma-duman etmekten korkmaktadır. Olmadı kolundan tutup kaçıracaktır uzak diyarlara, yari ondan önce davranmazsa pek tabii.
Beri yerden betimleyici persona moduna girmiştir gayet DeSalvo kişisi. Yana yatık söylemlerin suya batık ruh halini başarıyla yansıttığını düşünmektedir. Oraya buraya resimler serpiştirmek arzusuyla yanıp tutuşmaktadır, ama yapmayacaktır pek muhtemel..yapsa da sona saklayacaktır yapmak istediği her ne ise, zira "killer" olmalıdır en hakkını verir şekilde.
"With a sampled heartbeat and a stolen soul, I sold my songs to have my fortune told." ya da "If it's true that love will never die, then why do the lovers work so hard to stay alive.." ve akabinde;



..dayanılmaz sırt ağrıları içinde evine ulaşabilmiştir sonunda DeSalvo kişisi. Aklını 30 küsur kilometrelik yolun bir yerlerinde bıraktığı için de, "eed bunnarı yazıcam eve gidince" dediği pek çok şeyi unutmuştur çoktan, şaşırılmış mıdır ki!?
Öncelikle bina amirliği pozisyonunda kendimi içinde buluverdiğim kaosu daha az acılı atlatmama yardımcı olan wykka-jan'a kom-, kos- ve de kopkokulu öpücüklerimi yollamak istiyorum buradan, zira efsane bir gündü bugün, anılarıma anı - deneyimlerime deneyim kattı gayet.
Sonralıkla Sözlü STS'ye İngili-zce'de neden Oral Placement Test dendiğini sorgulamak istiyorum bir kez daha. Yazılı STS = Written Test, pek şahane; lakin Oral Placement Test'in farklı çağrışımları söz konusu (bkz. "bunun analı da mı var a.k. ehuaheua"). Herkes şahsım kadar pis ve libidosu yüksek olmak zorunda değil pek tabii, ancak geliniz ve de görünüz ki sözlü sınav sorularının yazılı olduğu kağıdın tepesindeki kafam kadar başlığı her gördüğümde gülmek gelir içimden, n'eyleyim. Duygu ve düşüncelerimi bir kez daha korkmadan dile getiriyorum sanırım, aferim.
O değil de şöyle bir şey söz konusu;
DeSalvo: Eed canım, yazılı sınav sonucunu konuşman ne kadar destekliyo ona bakıcaz şimdi, sonra da uygun bi kur yazıcaz. heyecanlanmana gerek yok, biraz muhabbet edicez sadece.
Potansiyel Kursiyer: Oyhh, huuhf, ama benim konuşmam iyi diil ki!
DeSalvo: Taam işte sen bi sorularıma cevap ver görücez neymiş ne diilmiş. Okey, can you talk about yourself? How old are you? Where are you from? What do you do?
Potansiyel Kursiyer: Böyyh, bunnarı Türkçe söylesem? ne sorduğunuzu annıyorum ama konuşamıyorum!
DeSalvo: [iç ses: hay a.k.! bi dene ulan denyo-jan!] Bak canım, Türkçe cevap verirsen olmaz, biz Burada İngilizce öğretiyoruz, sakin ol biraz, hem cevap vermezsen 1. kura yazmak zorunda kalırım seni, hem ne güzel yapmışsın bilmem kaçıncı kura kadar!!
Potansiyel Kursiyer: Eaaa, Aııı, soruyu tekrar alabilir miyim!?
DeSalvo: Bööööö..!
Bugün itina ile yapılan sittin oral placementa en basit bir örnektir yukarıda görülen. Çoğu çocuk azı genç pek çok insan elden geçirilmiştir sabahtan akşama kadar. Arada iflah olmaz uyuz veliler de var, unutmamak lazım. Arada yırtık donundan fırlayıveren haddini bilmez birine de davut güloğlu şeysinden kapak olsun hediye edilerek gönderilmiştir gayet.
Konu değiştirmek gerek, sevgili DeSalvo!
Beybi yarın öğleden sonra vakti dönüyor İstanbul semalarından. Çok gezdi bu ara, kıyamam. "Çalışma bundan sona, ben ikimize de bakarım.." demek istiyorum kendisine, ama 1. doğaya aykırı 2. 3 kuruş kokutman maaşıyla nereye bakıyosun, bi dur. Hal böyleyken öyle işte, hayırlısı muhakkak.
Sertifikaları ayrı ayrı klasörlere yerleştirme fikri gayet muhteşemdi, sevgili DeSalvo, teprikler size..
Önümüzdeki hafta 3 gün boyunca geçen hafta yazılı sınava sokuşturduğumuz kokutman adayları arasından seçilen 59 şahsın mülakatı yapılacak. Dilbilim mezunu kimselerden ne kadar nefffret ettiğimi bir kez daha vurgularken, diğer adaylara başarılar diliyorum.
Bu gereksiz bilgiyi de paylaşıma sunduktan hemen sonra inzivaya çekilip bir de kuluçkaya yatmak gerektiği kanaatine varmıştır DeSalvo kişisi, zira yeni gönderilere gebe olunmalıdır her daim, evet.
Bugün tek yapmak istediğim seninle çayırlarda koşaraktan hafif esen rüzgarda kelebenkleri kovalamak eheh uykumu alamadım sanırım, günaydın beybi =)
bu kadar.
kapalı bir Pazar gününü temizlik, çamaşır, bulaşık ve yemek gibi düşman çatlatan aktivitelerle geçiren DeSalvo kişisi, paylaşması gereken bir şeyler varmış gibi oturmuştur yine bilgisayarının başına. Aslında yeni oturmamıştır ama giriş kısmında öyle yazmayı uygun görmüştür..
Vudukızımın dediğine göre wykka-jan ile konuşulmuş ve kutsal kitap Headway'in belli başlı bölümleri gerçek kesit kıvamına getirilecekmiş, fantezi pek tabii. the.gang, kitaptaki "fake" karakterlerin yerine geçerek konuları daha eğlenceli kılacak bu gidişle. famous couple, the.flu convo ve arranged marriages ilk akla gelen başlıklar. ben de kendime uygun bir konu bulmaya giriştim istemsiz, lakin gençlerin kimlik bulma süreçleri üzerinde meydana getireceğim olumsuz etki ve Türk aile yapısına aykırı tavrım bu girişimi yarıda kesmeme neden oldu, hayırlısı diyelim eahaha
Yaratıcılık sınırlarımı da zorluyorum bu günlerde. Dünkü YLD sınavında -sözde- salon başkanı iken küp şeker ve sınav sorularının içinde bulunduğu kitapçığın içine konduğu çuvalımsı şeyin ağzını her önüne gelen kolayca açamasın diye kullanılan metal mühür (biliyorum mühür metal olmaz) ile yaptığım şah'eseri paylaşmak isterim an itibariyle:
Yıkıntıların arasında doğan bir aşkı anlatmaya çalıştım bu eserimde. Herkesin anlamasını beklemiyorum, zira san'atın doğasına aykırı. Kırk kafadan seksen fikir çıkacak ki san'at olsun, değil mi!?
Ağustos itibari ile yeni ufuklara yelken açacaktır DeSalvo kişisi, bu defa gerçekten istediği bir şey gibi görünmektedir sanki. Radyo-TV-Sinema, evet heyecan uyandırmaktadır bünyede. Hem ilerisi için de gayet gerekli olacaktır zannınca (bkz. moving to İstanbul with the.one and not coming back).
.."better late than never, evet" diyerek tez cürisine 3 (üç) gün kala mastırı bırakmıştır DeSalvo kişisi, huzurlu uyuyabilmektedir artık.
wykka-jan'a hepsi için ayrı birer gönderi yapacağımı söylemiştim ama çok kasmayalım bünyeleri, bu defalık şöyle olsun;
hayatın hedesi: canının çekmediği şeyi anında bırakmalıdır insan kişisi, önce sağlık pek tabii, gerisi gayet yalan - tecrübe sabitlemiştir, o kadar.
mutluluğun kaynağı: keşkül = ) ama sadece bende var, bu durumda genelde sütlü tatlılar özelde ise çikolata diyelim, ye ye kudur işte.
dil kursta öğrenilir mi?: bilmem, hiç gitmedim. gelenlere bakılırsa olabileybıl gibi sanki.
osuruğun faideleri: you have to see it for yourself (dışardan gelen zorunluluk, evet) have seen mine, n'oldu anlamadım, yok faidesi falan - hem çok gereksiz, niye böyle bi başlık açmışım zamanında anlamadım..ki!
yarın Koçtaş'a gidilecek inşalla. sardunya alırım belki, belki keşkül de yerim, yiyemesem de koklarım belki, belki nasıl yapıldığını öğrenirim, öğrenirsem hep keşkül'üm olur belki..
DeSalvo kişisi hayatının herhangi bir noktasında hakkını verir nitelikte bir Pollllyannnna kopyası olup olamayacağını merak etmişti hep. Tam bu merakını unutur olmaya başlamıştı ki, aynada malum kişiyi gördü bir gün. Ziyadesiyle şaşırmıştı karşısındaki görüntüye, zira deneyimlediği transparency illusion'dan başka bir şey olmayabilirdi de. Yoksa delusional bir persona mı yaratmıştı zihni geçen sürede? Hayır, hayır bu mümkün değildi! Bildiği "pozitif düşünürsen hayat sana pozitif şeyler verir or vice versa" düsturunu benimsemişti. Ya da benimsemeyip yandan attığını zannederken şemsiye açılıvermişti iç yerlerinde. Neyse ne, olumlu düşünme yetisini edinme yolunda emin adımlarla ilerler gürünüyordu sonuç itibariyle.
Hayat denen kevaşenin muhtelif yerlerine konan virgüller bir süre sonra yalama yapıyormuş onu meğer. Bünyeleri daraltan ve de atak moduna sokan menem oluşumlara nokta koyulamamasının nedenini gayet buna bağlıyorum bir bilim insanı (!) olarak, "I am much against that!" diyebilecek yüreğe sahip olan varsa beri gelsin. There's a NO in every job, evet...de nereye kadar be güzelim!? Şiştik şiştik teee fezaya çıktık nerdeyse, hala bi halt olduğu yok gibi görünmekte.
Çok fena haksızlık ediyorsunuz, sevgili DeSalvo! Taş olacaksınız billa..
Evet, the.beybi ile kendimizi içinde buluverdiğimiz kaosu bir şekilde atlatmayı başardık, suları durulttuk itina ile. Zamanında oralara bi yerlere yazmıştım "bunu da atlatırsak bi daha sittin zaman bir şey olmaz bize" diye, hala geçerlidir ve hatta aslı gibidir! Hiçbir şeyin uzaklığı da eskisi kadar uzak değil artık, mutluluk x 808 verici bir durum olduğunu belirtmeden geçmek eşşekliğin ta kendisidir an itibariyle.
İyi de, şimdi bir de şöyle bir durum var; 2 dakka huzur verin lan adama! Birinin bittiği yerde saniye sektirmeden bir diğerinin başlamasının sebebi ne ola..ki!? Sınanıyoruz, tamam, anladık ama boku çıktı hadisenin. Bu duruma da pembe gözlüklerle bakmak mümkün aslında, kendisi "andavallığın önde gideni" sıfatını hak eder niteliktedir, lakin bozmadan devam etmek gerek, ürkütmeyelim yavruyu. Evet, arkama yaslanıp takıyorum pembe gözlükleri, gördüklerimi de aktarıyorum ekleme yapmadan;
the.beybi ile aynı anda yaşanmakta tüm daralmalar ve atak modları, destek unsuru tavan yapmış durumda yani. İlk günden beri bi huzur yüzü göremediğimiz için de bağlılık oranı artmakta doğru orantıyla. Tam da bu noktada mantıksal çıkarıyorum; edilen sabırların sonu olacaktır selamet elbet, ve o gün geldiğinde (ben) cennette olacağım [cennet kavramı yanlış anlaşılmasın, metafor kendisi. bkz. "and when that day comes, i'll be in heaven"]. Gözlük camları yer yer buğulanmış bu arada, ilerilerde bir yerde şehir & iş değişikliği görür gibi oluyorum ama çok net değil.
Bünyeyi yoruyor bu gözlükler, konsantarasyonumu da kaybettim zaten aaah-ah! Bu durumda back where we started, back to reality değil dikkat çekmek isterim!
Tezden hiç bahis etmediniz, sevgili DeSalvo! Dibimiz düştü billa..
Hepsi bu işte, gözlükle ya da çıplak gözle görülenlerin hepsi bu. Gerçekliğin tam ortasında yaşıyorken her şeyi, oluşumlara yeni tanımlar yaratmaya çalışmak zaman kaybından başka bir şey olmayacaktır, zira gerçek olan tek şey aşk ise ve -vudukızımın yaptığı gibi- aşk ancak ve ancak bünyelere gönderme yapılarak tanımlanabiliyor ise, olanı yaşamak/ yaşananı yüceltmek en nefis bir hayat sırasına geçecektir - her ne kadar kevaşe olsa da (Alkan, 2007).
Bir önceki gün 10+ saat tez kasmış bünyenin hosur hosur uyuyor olması gerekir an itibariyle ama na-ah, mümkünatı yok stand-by pozisyona geçemedi bi türlü zihin, geliniz de çıldırmayınız!
*insert a happy happy picture here*
Yarın the.gang'in bir kısmı için büyük gün, pardon, bugün olmalı kendisi. "Hayırlısı" demekten her ne kadar şişilmiş olsa da, bu bağlamda gayet yerinde bir ifade. Peki, sevgili wykka, sözüm sana (parmağımla da işaret ediyorum bi taraftan), aynı şeyleri yer-içer duruma gelmiş olmamız ve hatta sen sevgilini göremiyorsun diye (!) benim de benimkini göremiyor olmam acaba iş ortamı için de geçerli olacak mı!? Merak sadece, hani kedi ölür ama hakkı asla ve kat'a yenmez ya, o hesap işte. Cümlenin devamı gelemedi nedense, boşluk doldurmak en iyisi sanırım..hmm..evet, mantık ile düşünülmeli ve en doğru kararlar verilmelidir her durumda ya da başka bir deyişle, nasıl mutlu olunacaksa o şekilde yaşanmalıdır mekan farkı gözetmeksizin. Neyse ne, ilerleyen satırlarda şu konulara değinmek istiyorum;
-hayatın hedesi
-mutluluğun kaynağı
-dil kursta öğrenilir mi?
-osuruğun faideleri
*nevermind the previous insertion, I switch subjects perfectly well, am I not cool!*
Yazdığım her şeyi silip kaçasım geldi bak şimdi de. Silmeden kaçayım en iyisi, kıçı başı bi tarafta kalsın böyle söylemler yamalı bohça gibi..
Günler günleri kovalarken ve hayrına doldurduğu anketler bile halet-i ruhiyesindeki karmaşaları gözüne gözüne sokarken, DeSalvo kişisi sonunda "koyarım ulan dibine!" formunda baş gösteren söylemsel bir patlamayla şu kelimeleri döktürtür tıkır-yazarına:
..in this context, to clarify the.core of this study, it is of significant importance to pay super-extra attention to the.following statement;
"screw METU, congrats! on the.new position, dear DeSalvo."
-I'll go for the latter.
Ev-Anka-mall metro istasyonu-Onkoloji Hastahanesi-Kızılay TMR-Tunalı-Back to Kızılay-Ev arasında koca bir günü daha hiç etmiş bulunmaktayım. Bu yedilemenin bünyeyi en çok ilgilendiren kısmı ise Tunalı semalarında cereyan etti pek tabii ki. GJ's roof dahilinde birlikte olan Swiss Orange Moccha Chiller ve Mixed Berry -kısmen- göz göze geçirdikleri yaklaşık bir saat süresince günlerdir iç yerlerini kemiren hadiseleri tartışma imkanı bulmuş ve akabinde az da olsa rahatlamış gibi olmuştur.
Bu kaosu atlatırsak, diyorum, bi daha da sittin vakit bir şey olmaz bize. hatta yazıyorum şuraya "an itibariyle"!
Sahiplenme duygusu ve karşılığında beliriveren sahiplenilme olgusu bünyenin pek fazla alışık olmadığı bir durumdur aslen. Küreklerin ve de yüreklerin boşa sallanmadığının göstergesidir, tadı da pek hoştur. Zamana duyulan acil ihtiyaç ise ayrıca tartışılması gereken bir durum bu bağlamda, time heals everything, yes -bi de go fuck yourself as sensitively as possible- ha!
Evet, giriş ve gelişme yaptım şimdilik, zira sonuç hala belirsiz, itinayla belirginleştirilmeye çalışılıyor.
-Goodest luck on that, dear DeSalvo..
"..the sky turns green where I end and you begin."
*let there be no ending or beginning, let there be just us if, at all, possible..
sorular, soru işaretleri, anlamsız kelimeler, yarım kalan ifadeler, kaybolan ünlemler ve işte "in between". not lost in the middle of nowhere, yet trying hard to figure something out over which me has no control, unfortunately.
yukarılara uzanıp almak istediklerimi alamıyorum, canım çok yanıyor. az önce denedim, denemedim aslında, unutup uzandım, içimde bir şeyler yırtıldı sandım, yüzüm buruştu, gözlerim yaşardı..yine de fiziksel acılarla ruhsal acıları karşılaştıracak olsam akan sular duracaktır gayet.
varlığın, var oluşun bir parçasını öğrenen insanların gösterdiği tepkiler karşısında acıyan ruhun çaresizliğine aşkın bile yapabileceği fazla bir şey yoktur, tecrübeyle sabitlenmiştir. nedir bu kadar önemli/aşılmaz ve de anlaşılmaz olan!? kişi aynı kişidir, sittin senedir bağırlara basılan, belki de hayran olunan, dost bilinen, sırdaş tutulandır. her şeyin birkaç saniye içinde alt-üst olmasına izin vermek hangi derdin çaresidir!? durumlar bu kadar menem bir hale getirilip dünyanın sonu hazırlanmalı mıdır? her koşulda "normal" olanı belleyip ufacık bir değişiklikte karalar bağlamak hangi sıraya geçmektedir!? cevap bulmaya çalışılmamalıdır bu sorulara, mantık falan da aranmamalıdır. teoride işler görülebilecek her çözüm pratiğe döküldüğünde tepe-taklak olacaktır, zira insan faktörü işin içine girmiştir.
whatever it takes, sunshine, seriously, whatever it takes..I am so not giving up on you. after all, the.self is used to doing colors in his black&white way..!
"..painfully amazing!"
-DeSalvo-
O orada acı çekiyorken benim de burada o acı çektiği için acı çekiyor olmam aşkın tanımı olarak kabul edilebilir mi!? Ya da yapmak istediğim pek çok şey varken elim kolum bağlı kaldığı için hırslanmam/ arıza moduna geçmem!? Yazmamam gereken şeyleri an itibariyle yazıyor olmam da tanımlamalara eklenebilir gayet; ama sen kendinden haber alabiliyorsun en azından, ben n'apayım, nerelere gideyim burada bir başıma!
Kısayım, uzayamıyorum, bekliyorum, bilmiyorum, sabrediyorum, henüz çok erken diyorum, dinletemiyorum, düşünüyorum hep...
-_-
Günlerdir fik-fik gezen DeSalvo kişisi, artık sevgili bloguna da biraz ilgi göstermesi gerektiğini farketmiş, farketmekle kalmayıp "aşkın ateşi yakarmış ateşi(?).." nidaları eşliğinde, suratında anlamsız bir gülümseme ve körpecik vicudunun üst kısımlarında hafif bir sızıyla oturmuştur yerine...
Yazma eyleminin BU kadar zor olacağı günler de gelecekmiş demek ki! Duygu yoğunluğu doruk noktalarda gezindiği için mi yoksa hastahanede geçirilen günlerin hayat felsefesinde yaptığı gayet önemli değişikliklerden mi bilinmez -ki aslında ziyadesiyle bilinir, neyse- sözceleri seçip tümcelere devriştirmek pek bir akıllara zarar eylem sırasına geçmiş görünmektedir (hem komik hem de devrik bu cümle, çok yorgunum, düzeltemem!) (bkz. kendimle çeliştim yine, akıllara zarar bir eylem sırasına..., pek atılmalıdır tümceden).
Bünyeyi saygıyla selamlamalı an itibariyle, zira saçmalama potansiyeli son derece lezzetli bir kıvama gelmiş bu gece, speaking of which, şu an dinleniyor olmam gerekir! Doktor zoruyla alınan ve pek muhtemel daha da uzatılacak olan 10 (on) günlük raporun hizmet ettiği amaç da budur aslen, dinlenmek, toparlanmak, çabucak iyileşmek vs. ama geliniz ve de görünüz ki bu durumu uygulamaya koymak şu sıra çok ama çooook zor; Aşık mıyız? Evet! Keşkül kişisi (bkz. sevgili sevdicek) dışarılardayken evde kös kös oturmak/ yatmak andavallık olmaz mı!? Hem hepi topu yarım saat bile görüşülse dope-ing etkisi yapar bünyeye, misler gibi vallahi hehe
Olmuşuz, evet..
Zaten sigarayı da bırakmış olan DeSalvo kişisi, göz kapaklarına ve de bedenine çöken ağırlığa daha fazla dayanamayarak "aşkın ateşine dağlar dayanmaz, aşk bir hastalıktır tabip anlamaz.." fısıltıları arasında yavaşça yatağına yönelir..
Sabreden dervişim, muradıma ermişim yahu :D Karın bölgesindeki kelebeklerin bitmek bilmeyen uçuşları hayatı pek daha anlamlı bir hale getirmekte son birkaç gündür. Hani kelebeklerin ömrü çok kısa olurdu? Yalan işte, kuyruklu cinsinden hem de hehe "A" better one beklerken "the.one"ı bulduğunu hisseden bünye; maviler, morlar, yeşiller ve de pembelere bürünerek gökteki kuşak gibi açmıştır gayet!
Sevgilim, kaprisim, *iç görselim..welcome to my universe, Keşkül (^_^)
*hem mesleki hem de kişinin, "you are my mirror" kıvamında, karşısında duran "significant other"a yaptığı bir göndermedir.
P.S. Hospitalization sonrası kısa sürede dönecektir DeSalvo kişisi, stay tuned :p
En sona koymayı planladığım "killer" tabir edilen cümle yalnız kalmasın diye 1. tekil olmayı da göze alarak başlıyorum yazmaya. Evet, tek gerçek şahsım bu gece, nedendir bilinmez "ben" olmayı seçiyorum. Yusyuvarlak bir topun içinden aniden fırlıyorum ışıklar saçarak. Süper güçlerim de var ayrıca, istediğim ne varsa yapabilirim sanırım. Her şeyi değiştirmek istiyorum öncelikle. "Her şey" çok genel oldu, evet, o kadar özelleştirmek istiyorum işte hadiseleri. Çıktığım turda, bir köyün içinden geçerken gördüğüm satılık eve hayran kalıp o dakika otobüsten inerek başka hiçbir şeyi düşünmeden evi almak kadar özel mesela. Kimseyi tanımadığım ve tanınmadığım bir yerde yeni bir başlangıç, düşüncesi bile ağızları sulandırır cinsten.
Sonra "been there, done that" demek istiyorum hayatımın her noktasında. Eğer gerçekten "experience wins quality" ise işin özü, mutlaka işe yarayacaktır. Belki de ilk kez 1. tekil olma lütfunda bulunmuşken kendimi de tanımlamalıyım her şekilde;
- Pop-up Persona (açıklanması mümkün olmayan yeni ifade, it just occured to me).
- bilinçli ukala, şımarık müşkülpesent (that's so taboo, evet).
- pure DeSalvo (anlamın hakkı ancak bu kadar verilebilir).
- iflah olmaz romantik, sensible lover.
- running in circles, running over everyone possible.
- just the.popular, not the.whore somehow.
- vinyl-hearted.
- cool on his island.
- deeply loved, effing hated. peculiar that is.
- gerçekçiliği depresiflik gibi göstermek yetenektir, buyrun benim.
- işe wasted gitmek çok eğlencelidir aslında (anlayan anladı).
- last but not least;
- gösteririm ama vermem kişisi olmadığım için göstermem de vermem de, budur.
Tek söylemek istediğim ise şuydu aslında;
Stop seeing the person I am and start seeing the person I could be.
~respond to voodoo girl's latest post. Not that I'm obsessed with Tori Amos, but -another- one of the.greatest love videos ever (:
Komper-atif vs. Süper-latif: A New Approach to Gramhar
sez Tyra DeSalvo at 11:36 PM Wednesday, April 18, 2007Üstünlük bildiren sıfatlar ile en üstünlük bildiren sıfatların dayanılmaz uyumuna hayran kalmamak elde değildir kesinlikle. Yeni yaklaşımlarla hadiseyi gökkuşağı kıvamına getirmek ise tarif edilmez bir haz verir bünyeye, şöyle ki;
* This is the fuckest thing I have ever heard.
* My state of mind is fucker than your state of mind.
Sorumluluk sahibi makesomebodyreadsomethinger kimseler olarak aslen yapmamız gereken de budur, Ankara - İstanbul karşılaştırması nereye kadar, değil mi?
Sözün özü;
#1. Na-jay-jay, way to go!
#2. Learning grammar is, once again, worth nothing!
Hayatının belki de en derin ve manalı depresyonundan çıkmış olan DeSalvo kişisi, bağlantısını geri almış olmanın ve isimlendiremeyeceği daha pek çok şeyin heyecanıyla oturur bilgisayarının başına ve yarı histerik bir ruh haliyle başlar tıkır-yazarını şefkatle tıkırdatmaya..
Diyorum ki neden "when it pours, it rains" olmalıdır her daim! Azıcık nefes alabilmelidir bünyeler, bi durunuz yahu!. Life is such a bitch, evet, lakin 3. şahısların durumları daha da çekilmez hale getirmek için gösterdikleri çabaya gereken ilgi ve saygıyla dönmek pek mümkün olmayacaktır bu durumda, korkarım gayet. Konudan konuya sekmek suretiyle ilişkiler bağlamında birkaç leziz laf etmek isterim. Farklı çevrelerden farklı birikimlere sahip insanların farklı arzulara sahip olduğu bir gerçektir, zira bünyeleri coşturup biraraya getir(t)en de bu farklılıkların ta kendisidir kaçınılmaz biçimde. An gelir yaş farkı bile göz ardı edilerek mutlu ve mes'ud olunur, akabinde de fenafillaha erilir. Peki bulunulan statünün farkında olmaksızın takınılan tutumlar nereye kadar çekilebilir itinayla sorarım. Hele ki mevz-u bahis bu tutumlar, oluşumlarla uzaktan ve de yakından allaakası olmayan bünyeleri çığrından çıkarıp sıyıracak kıvama getirdiğinde, kelimeler tüm kifayetini yitirip yerini anlamsız bakışlara bırakacaktır, yine kaçınılmaz biçimde. Ortada bırakınız yumurtayı, fol bile hak getirir durumda iken bir takım triplere girip tavır koymaların falan ne manası olabilir çok merak ederim. Üzerine birde utanmadan bünyenin son bilmem kaç zamandır gayet şükela olduğu ve bu şükelalığın -en yakınlar dahil- kimseler tarafından anlaşılamayacağı belirtilir, kepazeliğe bakınız.
Tüm bu çekmelere/germelere karşın hala "sane" kalabilen bünye ayakta alkışlanmalıdır pek tabii. Hem hayatın anlamı da başka yerlerde aranmalıdır artık, vakti gelmiştir. Bir süredir hararet ile bahis edilen şirket kurulmalı, organizasyonun dibine vurulmalıdır. Sonra İtalya ve ABD'deki şubelerin başına ciğerler geçirilmeli, 8 köşe olup keyif yapılmalıdır gayet. Hayallerin sonu yok ne de olsa. Bünye de hayalleriyle varolurmuş zaten, mis.
An itibariyle söyleyebilecek pek bir şey bırakmıyorum kendime;
"Even the grandest mistake beats the hell out of never trying."
sevgili şey,
msn'de dakika başı saçma-salak wink gönderen kimseler bi kaybolsun mümkünse. kafam kadar öpücükler, efendim kalpler falan, ne gereksiz. içimin de çıkası gelmiş şu saatte, emeği geçen herkes varolsun pek tabii.
sevgili günlük,
günler çok enteresan geçiyor bu ara, yakında guruluk falan gelecek gibi. oturayım birilerinin evinde sabahtan akşama kadar köşe minderi modunda hayatın anlamını anlatayım, üstüne bir de besleyip yıkasınlar beni. şahane!
sevgili ben,
evet, seviyorum seni gayet. bir de başarılarının devamını diliyorum en içten. kendine cici bak.
sevgili sen,
yorumsuz, alt yazılı bir şeyler lazım senin için. deciphering seansları düzenlemeli hatta ama kurgulamamalı hiçbir şey. yanar-döner, loser-poser bir şeyler oldu gibi sanki son zamanlarda, hayırlısı diyoruz gayet. "A" better one, do come in and have a seat, please. o olacak sonunda.
sevgili o,
kim ki o? yok öyle biri, neymiş?
sevgili to whom it may concern,
dün busa yumurta attılar. öncesinde de "full dolu" bus içerisinde 1-2 adım daha atmamızı isteyen şoföre "göt göte gidiyoruz ulan, dalga mı geçiyosun akşam akşam" diyerek çemkirmiş bulundum. bustan inince de, yumurta atma eyleminin hemen ardından yumurtanın atıldığı camı açan mal biletçi sayesinde sol omuz başıma yapışan yumurta akını temizlemek zorunda kaldım büfeden ıslak mendil almak suretiyle (yerim böyle cümleyi!).
sevgili aydede,
azıcık uyku gönder bana. sakalın da var hem, ne güzel, muju.
Özet;
İçimdeki coşkuyla sağ yanımdaki coşkuyu birleştirebilmek istedim tüm gece (bkz. Happy Birthday-ing voodoogirl), başaramadım. Olağanüstü durumlarda bir ermişlik, bir oturmuşluk gelirmiş meğer bünyeye, kendi bile apışıp kalırmış o derece. Evet, modernliğimi yeyiniz gayet!
Ayrıca çökmüş ruh haline eşlik etsin diye bünyeye alkol yüklemesi yapmak da gayet gereksiz bir hareket sırasına geçmiş duyurulur.
Lafı döndürüp dolandırıp tek bir noktaya bağlamak yok bu gece, zira zihnin tamamını aynı nokta işgal etmiş durumda, budur.
Sonuç;
1. Huzurlu ol vudukızım!
2. "hold your breath and count to ten. fall apart. start again."
bored stiff/ bored to death/ born to be bored?/ bored as hell/ bored as crap/ bored as fuck/ fucking bored/ don't go all dirty, effing bored, it should be/ bore my mind out/ bore the hell out of me, even/ boring stuff/ bored stuff/ which is more boring, the.stuff or myself?/ bored on every possible level/ absolutely, positively, unconditionally the.most bored ever/ even this gets boring at times/ when the.self is totally bored of being bored/ let's just enjoy boring/ if possible at all/ bore me to.the moon.!
having typed up each and every boring set of expressions related to self, the.me needs to take a break and move on, or just get over the.self. nonsensical, yes, and that was the.participal form itself stressing that one action was completed right -or not necessarily so right- before the.other. and that was another participal form, omitting the.relative pronoun and adding -ing to the.verb. oh yes, yet another participle haha! such a vicious circle, isn't it. and there comes the.question tag. am I expecting some kinda approval? I'm not. there you go with a short answer. is that what my life solely consists of? don't have the.intention to answer that one, dear! umm, isn't that shortening discourse through omitting the.subject pronoun -and the.auxiliary, as well, sometimes-? definitely. have you noticed me using "usually" at the.very of the.sentence. that happens, yes. amazing huh? mmhmm. do you not have anything better to do, like right now? as soon as I get up in the.morning, I'll delete this post, I'm guessing. such a grammar freak, you are. nope, I'm not a grammar person, whatsoever. speaking of whatsoever, it somehow turned out to be one of my fave words ever. too many things turned out to be -inevitably- too many some other things of me, though. that's no news. not amusing, either. what are you like, then? you don't get to ask me that question! don't treat me like a second person. I'm more than a pronoun anyways. and you'll be seeing more of me soon. can't wait, literally. you're being hard to follow, by the.way. much love, buh-bye!
Exit 75
etrafımda
beni de istemediğim
bir gece.
bu defa kim sobeledi
seni?
.
"oynamıyorum artık.."
blog-sal açıdan önemi bilinmemekle birlikte, DeSalvo-sal açıdan önemi büyük olmalıdır mevz-u bahis tarihin. yes, I have been teaching English for 364 days & 6 hours. sulu ve de zırtlak bir gönderiden şiddetle kaçınma eğilimindedir bünye, zaten gönderinin de suyunu çıkarıp fenafillaha ermiştir. cidden bak, güzel bişii buşii! acısıyla-tatlısıyla geçen günlerin analizini yapmalı mıdır ki? her gün için farklı bir gönderi mesela? şöyle detaylısından? ya da yazma işine hemen şu saniye son verip yorganın altına mı saklanmalıdır? evet, saklanmalıdır ve çıkmamalıdır bir daha. aşkı kıskanmak ile aşka aşık olmak olgularını derinden incelemek gerektiğine inanıyorum artık. kendimden de nefret ettim an itibariyle, neden ki!
-git artık DeSalvo!
*bitti zaten, kına yak!
~and upon the.request;
Yine gecenin sabaha kaçan bir körü herkesin hosur hosur uyuduğu dakikalarda gayet şükela bir kimse olup çıkmıştır sevgili DeSalvo. Sebebi bilinmemektedir, lakin çok eğlenmektedir kendi çerçevesinde. Hayat kurtaran cinsinden sayılan bu bilgileri diğer sevgili kimselerle paylaşmak ise her ne kadar lüzümsuz gibi görünse de, aslında fevkalade lüzümludur, öyle uygun görülmüştür. Peki bıkmadan ve de usanmadan edilgen çatılı eylemleri tercih etmesinin bir nedeni var mıdır acaba? O da bilinmemektedir. Hem zaten tercih diye bir şey de yoktur, hatırlatılır. Eylemlerin ettirgen soyuna geçmeden bu gidişe haykırarak bir "dur!" demek istemektedir, ancak tıkır-yazar (bkz. kılavye şeysi) buna müsaaade etmemekle birlikte "bak ben sana şimdi bir şeyler yazdırttırırım görürsün şarap çanağımı!" diyerek utanmadan tehdit etmektedir bir de. Kepazeliktir aslında yaptığı, farkında değildir. Gerilimlerin panik atağa dönüştüğü anlarda, -literally- nefesi kesildiğinde de "aslen" yapması gerekenlerin farkında değildir zaten. Bakınız bu defa da tıkır-yazar ile bütünleşiverdi bünye. Alt kavramların ana kavramı oluşturduğu gibi, alt benlikler de şahsın bizzat kendini oluşturmaktadır aslında. Konudan konuya atlayınca yazılanların pek bir anlamı kalmıyor olabilir, evet; lakin anlaması gerekenler ziyadesiyle anlayacaktır zaten DeSalvo kişisinin ne dediğini. Hem mesaj kaygısı da taşımamalıdır kimseler. Her şeyi "crystal clear" yazacak olduktan sonra yapılan eylemin "Dear diary, .. Yours sincerely." birlikteliğinden ne farkı kalır sorarım!
"bana kalpin kadar temis bu sayfayı ayırdığın için şok teşekkür ederim,
umarım hayatın boyunça mutluluk peşini hiç bırakmas.
ve pek tabii her şey gönlünçe olsun.
seni şok seven arkadaşın ben."
ama bu şey günlüğe yazılmoordu ki! hmm, neyse artık, yeni ufuklar açmış olduk kendimize. azalım, coşalım, rengarenk olalım, kendimizden geçelim, haydi bakalım;
yolilayihhuuuh yuffilayyiiyeaaa
,
Popüler olmak ve orospu olmak arasındaki ince çizgide yaşayan insanlar için popülerlik her ne kadar bir kurtuluş gibi görünse de işe yaramaz, görmezden gelinemez, bünye gayet orospudur aslında. O yüzden de kasmaya gerek yok, ne olduğumuzla gurur duyup dibine koymalıyız kanımca :)
,budur!
Bir de parmak arası terklikler var. İkizler zımbırtısının da kulaklarını çınlatmadan gidemem korkarım. Korkmakla birlikte üstüne üstüne gider, battığı yerden karasını çıkarıp şahaneler şahanesi yaparım.
,budur!
Dumurlara dumur ekleyiniz. Otorite geçinen mal zihniyet (ler) in müzik anlayışını yiyip bi de üstüne okkalı falan tükürmek isterim deliler gibi. Daha "decent" ve "plain catchy yet worth nothing" arasındaki farkı idrak etme yetisine sahip olmadan ona ve de buna yol göstermeye çalışmak takdirlere şayan bir tavırdır, aksini iddia etmeyiniz! (!)
Evet, müzik piyasasına itina ile el atmanın zamanı gelmiş de geçiyor bile. Pop-rock diye bir şey yok arkadaşım, sokunuz kafanıza. Popun olduğu yerde rock ne gezer, aklınızı seveyim. Ya da pop nedir öncelikle? Tanımını "popüler olan" tadında yapacak olursak iş ziyadesiyle değişir, arabesque bile pop olabilir. Bu bağlamda popbesque gibi bi genre türetmek de gayet mantıklı olacaktır. Peki, şahen bir gruba D.A. ve S.O. dingildekleri rakip gösterilirken, popbesque kategorisinde kim kime rakip olarak gösterilecek? Zakkum vs. Fatih Ürek (pek yaraşır, dokunmamalı aslında, süfer oldu), Manga vs. Ebru Gündeş (Göksel gibi fiğçuring falan yapmalılar, bi o kaldı zaten sanırım), Dorian vs. Seksendört (e onlar pek bi arabesque zaten canım, hmm ya da Lerzan Mutlu kişisi de eklensin, üçlü olsun) sonraaa Hayko Cepkin vs. K. Ceylan (freak-freak takılırlar, fevkalade olur). İç gıcıklayıcı bir liste oldu farkındayım, lakin durum işte bu kadar vahimdir.
Yine, yeniden; maviler, morlar, yeşiller, pembeler..
kinayeci deniz yıldızıyla ironik yengecin aşkı dillere destan olmuştur ve hatta fırıldak deniz kestanesinin dikenleri destan olan dillere çirkef çirkef batmıştır. üzerlerinde bu kadar göz varken neylesin yavrular, güçleri yettiğince tutunmuşlar birbirlerine; lakin o kadarı da yetmemiş. her buluşmada biri nefessiz kalmış, birinin nefesi diğerine yetmemiş. buna rağmen ısrarla çıkmışlar sudan her defasında, çıktıkça yorulmuşlar, sarılmışlar birbirlerine. önceki yaşadıklarına da tersmiş zaten her şey. ironik yengeç kinayeci deniz yıldızını en son ağlarken bulup kıskaçları arasına aldığında bayılıvermiş zavallı. sonra ılık suyu bedeninde hissettiğinde gelmiş aklı başına, ironik yengeç yaptıklarına pişman olup kurtarmış aslında onu. tekrar büyürken de yanından bir saniye ayrılmamış. bu yüzden, en çok bu yüzden minnettar olmuş kinayeci deniz yıldızı ironik yengece, güzelliğine yeniden kavuşturduğu için. yemin etmiş "ölene kadar bırakmam seni" diye, ironik yengeç de "okyanus kadar seviyorum seni" demiş, "hiç ayırmam seni yanımdan, hep gelirim yanına". o zamandan beri de huzur yumağı buluşmaya devam etmişler, anlatacak pek çok hikayeleri olsun diye..
you could be my unintended / choice to live my life extended / you could be the one I'll always love / you could be the one who listens / to my deepest inquisitions / you could be the one I'll always love / I'll be there as soon as I can / but I'm busy / mending broken pieces / of the life I had before / first there was the one / who challenged / all my dreams / and all my balance / he could never be / as good as you / you could be my unintended / choice to live my life extended / you should be the one I'll always love/ I'll be there as soon as I can / but I'm busy / mending broken pieces / of the life / I had / before / you.
* kişi zamirleriyle (bkz. ben, sen/ I, you) ilgilenmeksizin okumak, dinlemek vs. lazım; afiyetle..
kinayeci deniz yıldızı, ironik yengecin kıskaçları arasından kurtulduğunda artık çok geçti. tüm güzelliğinin bozulmuş olmasına üzülürken yeniden büyüyeceği aklına geldi, sevindi birden. yaklaşan kocaman gölgeyi farketmeden titreye titreye suya doğru ilerlemeye başladı yavaşça. tam parmakları ılık suya değmişti ki, kocaman iki parmağın arasında buldu kendini. parmaklar çok soğuktu, korktu. iki kocaman gözle karşı karşıya geldiğinde ise bayılacak gibi oldu. gözlerden birinde suyun yansımasını da görebiliyordu, keşke zıplayıp suda kaybolabilseydi o anda. sonra kocaman parmaklı, kocaman gözlü şeyin arkasında daha kocaman parmaklı, daha kocaman gözlü başka bir şey belirdi, daha çok korktu. gözlerini kapattı, ağlamaya başladı. neler olduğunu anlamaya çalışırken havada buldu kendini, hızla dönüyordu. yere çarptığında canı çok yandı, hiçbir yerini kımıldatamıyordu. gözlerine de kum kaçmıştı. ters döndüğü kumun üzerinde doğrulmaya çalışırken onu az önce korkutan şeylerin uzaklaştığını gördü. gözlerini tekrar kapattı, açtığında ironik yengeç kıskaçlarını açmış ona doğru yaklaşıyordu. korkudan titremeye başladı, yeniden doğrulmayı denedi ama gücü kalmamıştı. ironik yengecin kıskaçları arasında gözlerini son defa kapattı, hala ağlıyordu..
"Evet, şarkı sözü kopi-peyst eden bir kimse olup çıktım, ama budur, bu kadar basittir." ifadesiyle sonlandırdığım son gönderimi önizleme aşamasında hiç ettim, yine aynı derecede basit oldu. Hadise de şu kadar basittir aslında;
Teoride bariz ve mevcut her sorunun üstesinden gayet başarıyle gelinmiş ve belirli kimselerin üstüne basmak suretiyle muhtelif defterler kapatılıp fevkalade yola devam edilmiştir; ancak uygulamaya gelindiğinde, tesadüflerin de etkisiyle sıçım sıçım sıçılmıştır (kötü dil kullanımını bağışlayınız, anlama hakettiği gücü vermenin başka yolu yok korkarım). Bu konuya gerekirse geri dönerim. [-like you could ever move forward ha!-]

Geçen tatil günü güle-oynaya, anıra-bağıra oynadığımız -tabu sonrası- sıkı dostlar isimli gayet gereksiz ama eglenceli oyunda ciğerlerimin EN rahatsız olduğum (oldukları?) özelliğime verdiği ortak cevap tüylerimin diken pozisyonuna geçmesine neden oldu aslında, çaktırmadım sanırım. "Ne kadar kötü olursa olsun "eskisi kadar" kötü değildir diye düşünüyordum uzun süredir, yani "eskisi kadar" depresif ve bunalmış değilimdir sanıyordum, yanılmışım. Son 1.5 ayın mevz-u bahis halet-i ruhiye üzerinde etkisi var mı hiiiç fikrim yok, siz bi düşününüz, akabinde cevabınızı iletiniz, ona göre icabına bakılacaktır (!) durumun.
Şahıs(lar)ı ortadan kaldırma planları yapma eğilimi taşıyan bünye, dönüp dolaşıp aynı noktada bulmuştur kendini özetle. An itibariyle yapılacak yorumların sayısı gayet az olup içerik bazında da değişiklik göstermeyecektir. Bu durumda, haydi hep bir ağızdan;
Retardation Justified..
Ortaya çıkması muhtemel gayet "ağır" bir gönderiyle karşı karşıya buldum kendimi. İlk cümleden fevri ve hatta gereksiz kanılara varmak ne kadar yanlışsa şu an bunları yazıyor olmak da aynı derecede yanlış olabilir. Şöyle ki;
"yearning for a placebo soul when the.he,eventually, has turned out to be that very soul himself."
Öncesinde sittin kere dinlediğim şarkıların bir anda olur olmaz bir yerde beynime okkalı bir şaplak indirip beni benden almasına bayılıyorum sanırım. Bu gece tarih kendini yeniden yazma eğiliminde bulundu, kuvvetle muhtemel şu sözlerin etkisiyle;
"your eyes forever glued to mine.."
Hangi sonsuzluktan ya da hangi gözlerden bahsediliyor olduğunu çözümlemeye çalışacak durumda değilim, zira bünye yine itinayla mal-functioning durumda. Hal böyleyken ve yazmayı düşündüğüm her şeyi zaten unutmuşken, koyunuz dibine.
,
Noktalar arasından bir nokta seç kendine; en anlamlısı, en huzurlusu, en görkemlisi ve en önemlisi olsun. Söylemin sonuna koymaya kıyamasan da yapacak bir şeyin yok, farkında mısın? Virgüllerin işe yaramaz bu defa, boş yere uzatma istersen..aynen devam.
Kenomeno said it right, to-the-point-ness works perfectly fine sometimes;
"an attractionless situation which could not be pinpointed"
.
Canım çok sıkılıYOR. O kadar sıkılıYOR ki, me-se-ne de Türkçe karakter kullanmaya başladım, zor oluYORmuş. i ve ü seslilerini alt satırlara atarak, araları boş bırakmak suretiyle tek satırlık hikayeler yazmak istiYORum. Alışkanlıkları basit birer alışkanlık olmaktan çıkarıp hepsine teker teker karakter kazandırarak hikayelerime "kahraman" yaratmak istiYORum. Evet, o kadar sıkıldım. Kahramanlarım süper olmasa da olur, adı üstünde "kahraman"; ne kadar sıradan olabilirler ki!
Sonra, çocuk pornosunun aslen ne olduğunu anlatabilmek (!) için Riçi Riç ve Elmayra ile filim çekmek istiYORum. Vudukızım hal-i hazırda şahaneler şahanesi bir açıklama getirmiş bulunuYOR duruma, olsun, bol örnekle pekiştirmek gerek konuyu.
Gündüz vakti gönderisinin canı daha da sıktığını farketmiş bulunuYORum. Gül cemalimin gül suyuyla yıkandıktan sonra itinayla okunmasını üzerine de bir zahmet üflenmesini istiYORum, üfleyecek kişinin de önemli olduğunu düşünüYORum an itibariyle.
Kahvenin tadı..hmm..şey gibi..tanımlayamıYORum, ama çok kötü hatta berbat, yine de içiYORum. Kahve olsun çamurdan mı olsun yoksa, sevgili DeSalvo?
Toplantı var diye dersleri kabul etmediğim de iyi oldu. Toplantı yokmuş oysa ki. Aklımız nerelerde acaba! Kimler kaçırmış acaba! Şeytan mı almış götürmüş, bulamadan mı getirmemiş acaba!
Tur programı 8 Temmuz'a kadar belirginleşmiş durumda, çıldırtıYOR bünyeyi. En kısa sürede TR de eklenmelidir listeye, aksi takdirde Tori'nin ağzına fare kaçmalıdır. Bak canım, bölüm başkanıyla da konuştum şimdiden, izin verecek ona göre! Hem kaç kişi arabanın arkasından koşup camını falan tıklatmıştır şimdiye kadar? Güzel soru..milyonlarla ifade edilebilir sanırım! O zaman şöyle değiştireyim soruyu, kaç A.C. arabanın arkasından koşup camını falan tıklatmıştır şimdiye kadar? He-heee, bakınız olasılıkları nasıl kaldırdım ortalık yerden, budur.
Gayet dingildek bir düşünce/özet karmanlığının daha sonuna gelmiş bulunuYORuz, bir daha ki sefere daha mantıklı saçmalamak ümidiyle; maviler, yeşiller, morlar, pembeler..
,
doğa >> eğilim >> tercih >> oluş >> yanılsama >> zırva >> deli saçması >> kör cehalet >> you name it, I am so freaking out here >> distractions >> back to basics >> what is reality anyway? >> me, myself and I >> bir şeyler eksik >> kalemle çizilse bu kadar olurdu! >> tedirginlik diz boyu >> tüm gece üstüm açık kaldı >> ve hatta duvara yapıştım >> sarıldım sımsıkı >> yorgundun, biliyorum >> kimse bu kadar "tatlı" horlayamaz, kuzum >> sol elimi başıma destek yaptım >> evet, öyle dinledim/ izledim >> karanlıktı, olsun >> :))) >> evet, senin yüzünden >> sadece 1 saat uyuyabildim >> I recorded something >> the sound of your heart, maybe >> yeah, exactly >> no crush whatsoever >> still in you, though >> hmm >> bakalım >> huysuz >> şahsımdan beter >> olsun >> "somut" kişilik >> "soyut" kişilik >> beter çelişki >> üstesinden gelinebilirlik >> 100% >> bkz. >> Wykka >> Na-jay-jay >> effing rock my world >> coffee over wine >> priceless indeed >> kalabalık >> if >> hold me >> close >> so that >> who knows >> I'll never drown >> feels like so >> might be missing you >> sleeping >> thinking >> feeling >> budur >> peki sonra? >> time needed >> not >> !!! >> where do we go now? >> sweet child >> man is the baby >> teddy bear PJ's >> converse or adidas? >> stylish or high-quality? >> eğlence >> sol kol >> tırnak izi >> too much detail >> not stoppable >> no unity >> incoherent even >> don't care at all >> be there >> and here >> everywhere, in short >> pointless texts >> late replies >> a little confusion >> all for teasing >> off-topic >> kk >> liking it >> ve >> sen >> done >> ,

Holy Bible & Shame & The Glamourous Bitch is back!!!
2. dakikadan "online deciphering" seanslarına başlandı bile, şimdilik sadece edinebildiğimiz resim üzerinden, sonrası obsessed, paranoid ve hatta schizoid düzlemlerde devam edecek!
resimdeki olası göndermelerin değerlendirmesini yaptıktan sonra şu yönde mantıksal çıkardım;
"it's only in your dreams that you could be the greatest ever, eat my pussy, bitches!", says the.she.
[hımm]
[mmhmm]
kuzum öyle bir zamanda çıka geldiniz ki, melek mi desem, -sizin tabirinizle- samanlıktaki iğne mi desem ne desem uymuyor bağlama. evet, right time, right place, right mood, right everything, budur. son günlerde başıma gelen en güzel şeysin, öyle de kalsın mümkünse. içelim (hem şarap hem vodka-martini), gülmekten yapışalım yerlere, kahvaltı edelim, her şeyi yapalım. bir elmanın iki yarısı olmayalım ama huzurlu olalım. hani aynı dalda durmaları yeter ya, öyle işte :)
bugünkü öğrenci işleri-mal öğrenci-bölüm üçlüsünde kendimi kaybedişim bile keyfimi bozmaya yetememiş onu farkettim, şahaneler şahanesi olmuş bünye, heheeyt!
daha önce de bu tip bir söylemde bulunmuştum ama boşa gitti, bu defa 89. hissim harekete geçti, tam zamanı olmalı; feriştahınız gelsin efendim, sevgiler!
hatta,
[..make Mr. Me Mr. You. .]
,
[..and just like ships we float through each other's lives, through the waters of beauty and grace.]
"black" ve "white" arasındaki kocaman yelpazede kendime yer edinememiş olmanın hıncıyla "tiny little" ve "great big" arasına sokulmaya çalışıyorum usulca. belki onlar da yetmeyecek, yeni arayışlar gerekecek her zaman olduğu gibi. durulmanın zamanıdır artık. suya batarken, burun deliklerimden çıkan birkaç baloncuğun ardında hayal meyal görebildiğim sen misin? bilincim yerindeyken net bir cevaba ihtiyacım var, sadece evet ya da hayır demen yeterli. cevabın evet ise, gelip kurtarmanı bekleyeceğim ruhumu donduran suya aldırmadan; hayır ise, giderek uzaklaşan baloncukların ardında hayal olarak kalıp kaybolacaksın bir süre sonra. baloncuklar yüzeye ulaştığında da bir parçam özgürlüğüne kavuşacak belki yeniden. patlayıp yokolmadan bir süre suda dursunlar öyle, yansıman da üzerlerinde. dibe ulaştığımda kapatacağım gözlerimi, sonrası önemli değil. o ana kadar bekle lütfen, ve..baloncuklarıma iyi bak!
,
I don't know why
But,
I can't seem to find the right melody today
I can't make the words fit how I feel
I don't know
when was the last time that I slept the whole night through
And
when morning comes around I feel tired
I'm here and I AM here
,said nothing, I'm empty
And
it's raining..
.
pek ilginç tesadüfler üzerine kurgulanan gayet karman ve çorman bir ilişkiler silsilesinin tıkanıp kaldığı noktadayım. en azından benim tarafımdan öyle görünüyor, diğer(ler)i olayı çözüp peri masalı seviyesine lay-lay-lom vaziyette geçmiş bile olabilir(ler). fazla karma kalmadı elimde korkarım, dibine darı ekilecek neredeyse.
over-experienced ermiş kişi statüsüne ulaşmak gibi bir fantezim yok, herhangi bir haltın gurusu olmayı da hedeflemiyorum, amaçsız yaşamak ne kadar zor olabilir söyleyiniz kuzum! gelecek her saniyenin planını 5 (beş) dakika önceden yapmak ne karın ağrıtır, bilir misiniz? kabaca bir hesapla yapılan planların bünyeyi her defasında sittin adım geri götürdüğünü de belirtmek yerinde olacaktır. bu bağlamda durumu hiçbir yere bağlayamamaktan şikayet etmek ve hatta bir taraflarım (bkz. boğazım) yırtılana kadar bağırmak isterim.
"why can I not be that "happily ever after" person!?"
1.5+1+10+5+3 = 24+? & the million dollar question
sez Tyra DeSalvo at 12:39 AM Saturday, February 10, 2007tam 1.5 (bir buçuk) yıldır beyin fonksiyonlarımın büyük bir kısmını sömürerek beni çileden çıkaran, uyku-huzur bırakmayan, bünyeyi resmi olarak derneğe üye olma kıvamına getiren, başlığı ortalama 1 (bir) satırı dolduran/ toplam 10 (on) kelimeden oluşan, 5. (beşinci) kelimeden sonra iki noktası bulunan, -en/ -an, -an/ -en, vs. vs. tezimin ilk 3 (üç) bölümü üzerimden geçirdiği son kamyonun ardından kontrol edilmek üzere danışmanımın e-posta gelen kutusunda yerini almıştır dün gece itibariyle.
Özet: dün gece tezimin ilk 3 (üç) bölümünü danışmanıma gönderdim, kontrol edip dönüt verecek, vereceği dönüte göre devamı getirilecek.
Farkettim ki hayatımdaki tüm saatler aslında teze göre ayarlanmış, koşar adım ilerleyen zamanla eş değer geçen günler ruhumu karartmış ve benzeri. "received last december" ifadesi de ilk defa karnıma ağrılar saplanmasına neden olmadı bugün, alışık değilim, neler olmuş bana!
procastinator ın önde gideni şahsım, "to the point" olma özelliğiyle övünmeye devam ediyor an itibariyle, lakin şu durumda ne kadar "to the point" olduğuma karar verecek mekanizma şahsım değil korkarım. ne olursa olsun sabahların kör diplerine kadar oturdum mu? evet. zavallı parmak uçlarım sızladı mı? evet. gözlerim pörtledi mi? evet. bir kaç saatlik uykuyla prostitution a..aman, substitution a gittim mi? evet. bu da yetmedi suyu çıkmış gap lerin bitmesini bekleyip harap ve bitap ders yaptım mı? evet.
peki yeterince huzurlu muyum? bilmem, kısmen, evet?.
Aklıma takıldı;
kulağa hoş gelen her tür müziği dinleyen insanlar, göze hoş gelen her kişiyle yatar mı?
and she sat still by the edge of the piano..
sez Tyra DeSalvo at 2:14 AM Thursday, February 08, 2007En karanlık gecenin 55 dakikası geçip gitti bile. En karanlık geceye de en karanlık gönderi yakışır mantığıyla hareketlenecek olursam uzun süredir boğazımdan koparmaya çalıştığım lanet yumrudan da kurtulabilirim belki?
[O kadar kolay olsa keşke..]
En sevdiğin şeyleri yap. En sevdiğin gömleği giy mesela ya da parfüm sür ya da traş ol, istemiyorsan olma (Ağın, 2007). Göstermelik şeylerin işe yaramadığını öğreneli çok oldu be kuzum. En fazla 10 dakika sürer etkisi, içeride başka bir şeyler var çözülmesi gereken. Evet, çözülmesi gereken, çünkü başka çıkar yolu yok korkarım. Alt kattaki tanımadığım, belki de hiç karşılaşmadığım adam çözememiş hiçbir şeyi. Bir tabanca, tek kurşun ve karanlığın ta kendisi. Bu gece biraz da o yüzden bu kadar karanlık belki de. Kızılay-Sıhhiye arası kadar olmalıydı üzüntü, fazlasını bünye kaldırmazdı, kaldıramadı da. Kimi kişiler uyurmuş böyle zamanlarda, bir formülü var mıdır bunun? Tamam, çay içmeyelim bundan sonra, ıhlamur en güzeli. Kahve de içmiyorum artık evde, sigarayı da azaltmasam bıraksam tamamen..içim de temizlenecek mi kısa sürede?
[Yine, o kadar kolay olsa keşke..]
Bugün sigara odasında huzura dair yaptığım tanımlama çok uzak görünmüyor bana ama tek gecelik sessizlik bile -hiç gereği yokken- çökertiyorsa ruhumu acil korunma önlemleri almak gerekir.
Yarın daha güzel olsun, keep on tryin'!
,
hayatımın her santimetrekaresine 1 (bir) new post (yeni gönderi) düşer oldu. üzülüyorum sayfamı her açışta görmekten hoşlandığım resimli, cıvıl cıvıl (hı? nasıl yani?) eski gönderilerim bir arka sayfaya geçtiği için. sol taraftaki başlıklara tıklayıp (uzaktan, dokunmadan basıp) kendilerine ulaşmak ise gayet zor geliyor, belki de yüzlerini eskitmek istedikleri için uzaktan, dokunmadan engelliyorlardır beni?
olabilir,
her yeni gönderi hayatımda gerçekleştirdiğim inanılması güç değişiklikleri anlatır nitelikte değil tabii ki. bir kısmı can sıkıntısı, az birazı gecenin sabaha kaçan bir körü konuşacak ya da konuşma zahmetine girecek kimseyi bulamayışım, kalanlardan hatrı sayılır bir miktarı döneminde gerçekten önemli gibi görünen oluşları karşıdan görmek isteyişim ve sona ve de dona kalan kısmı da "evet, budur, yazılmalıdır" mantığıyla hareketlenişimdir aslında. son birkaç gönderi ise evet, neredeyse tamamen şahsi göndermelerden oluşup 2., 3., 4., 5. ... şahısların anlamasını/anlamaya çalışmasını/ve hatta/meraktan çatırdamasını gerektirmeyecek bilgilerden oluşa gelmektedir.
şu an neresinde olduğumu bilmediğim/umursamadığım bu gönderi de..bilmiyorum, ön sayfada yerini almak istiyor muhtemelen, ondan olsa gerek beni bu kadar zorlayışı. cümlelerim de deviriliyor artık, farkındayım. her şeyi bir sinyal olarak algılama eğiliminde debelenen bünye, bunu da olumlu yönde gerçekleşmekte olan bir değişim gibi görüyor olabilir, anlam çıkarmak/anlamlandırmak zor an itibariyle.
inference/reference ikilisini, bas/davul ikilisiyle ilişkilendirmeden virgül koymak yerinde olacaktır, şahsi gönderme yapmadım, yapacak olsam piyanoyu da ekler üçlerdim güzelce. hadi bak sayfanın en üstüne de kuruldun, bit artık?
,
İmla ve Tencere-Kapak Mükemmelliği Üzerine Bir Analiz
sez Tyra DeSalvo at 12:49 AM Sunday, February 04, 2007Otu b*ku yazasım gelir, peki zamanı gelir de bu yazılanlar görülürse ne olur bilemiyorum. Göndermeler de hiç bariz değilmiş aslında -Vudukızım dediyse doğrudur- ama gönderme yaptığımı da açık ettim şimdi, şahane olsaymışım!
Madem başladık bir kere, devam etmeden olmaz, buyrunuz;
Uyulması gereken kuralları belirlesek önceden? Tabi bir de neyin kuralından bahis edildiğini belirtmek gerekir, "manyağın önde gideni nasıl olunur" problematiği ile ilişkili kurallardan bahis ediyorum efendim, rahatladınız mı?
Evet, dahi anlamına gelen de ler ayrı yazılacak, olmazsa olmaz. Sonra her şey nasıl yazılır bilinecek ki ondan daha önemli hiçbir şey var, lafın ağzını bir yere burnunu başka bir yere kaydırırsanız olmaz, ayıp! Sonra -detay ama önemli, renk katar söyleme- cümleleri virgül manyağı yapmak hoş olabilir arada, zira yazılı dilde yapılamayan vurguları gayet belirgin hale getirir kendileri, bakınız bir vurgu daha yaptım, güzel oldu (hı-hı).
A-aa bir de, kendisi soru eki olur, mi var. Kimi zaman mı olarak ta çıkabilmektedir karşımıza ama aslı mi dir, daha havalıdır, pek tabii yine ayrı yazılması gerekir (bkz. Aşık mıyız?).
Hadi yetsin bu kadar şimdilik, ve yine uyku yok..ne diyelim?
Windfall?
:P
#1. Ne damardan nağme isteyen kulaklar ne de birbirini kesen adi gözler umurumda olmadı bu gece. Düşündüğüm tek şey davulla basın uyumuydu sanki.
#2. Her adım, her kalp atışı ve alınan her nefes bu uyum gibi. Adımları yavaşlatan, kalbimi titreten, nefesimde eriyen kar taneleri de hiç duyulmayan şarkı sözleri.
#3. Düz yazının ritmi kaçırmama neden olmasından korkuyorum, bu yüzdendir parça parça yazışım.
#Son. Günler sonra aynı melodiyi hatırlayabilmeyi umuyorum. Ritm aynı kalacak ama sözler karışırsa bakınız kepazeliğe!
^Böyle de bozarım tüm blog ruhunu, budur işte, kafamı toparlayamıyorum. Her zaman akışkan olamaz ya insan dediğin..hele ki ben!
night,
Bu gece "decent one" olmaya hazır hissediyorum kendimi, yoksa...iple mi çekiyorum ne?
Hı-hı! Ta kendisi sayın DeSalvo, promiliniz falan makul değerlere düşmüş izlenimi yaratıyorsunuz. Dün geceyi videoya/kameraya kaydedip/alıp (suyunu da çıkarırım) youtube harikasına koysak emin olnunuz ki gelmiş geçmiş en çok izlenen, favorilenen, yorumlanan vs. video olurdu. Tüm kadroyu ayağa kalkıp hoplaya-zıplaya ve hatta evire-çevire ve kıvıra alkışlamak gerek, performans *mmmmm* şahane idi :)
Sen intro ol şimdilik, ben de gösterip yazmayayım. Na-jay-jay'in lacivert koltuğuna uzanayım biraz daha, belki bir sigara daha, 15-20 (onbeş-yirmi) dakikaya gelir zaten.
Canım çekerse ayrıntılar ve diğer şahanelerle dönerim gece, lakin daha önemli şahanelerde kaybolmuş olacak olma -czzzt cujzzzt- ihtimalim çok yüksek, bakalım..
later,















