go for it, you sanomabiç

Monday, June 04, 2007

.."better late than never, evet" diyerek tez cürisine 3 (üç) gün kala mastırı bırakmıştır DeSalvo kişisi, huzurlu uyuyabilmektedir artık.

wykka-jan'a hepsi için ayrı birer gönderi yapacağımı söylemiştim ama çok kasmayalım bünyeleri, bu defalık şöyle olsun;

hayatın hedesi: canının çekmediği şeyi anında bırakmalıdır insan kişisi, önce sağlık pek tabii, gerisi gayet yalan - tecrübe sabitlemiştir, o kadar.

mutluluğun kaynağı: keşkül = ) ama sadece bende var, bu durumda genelde sütlü tatlılar özelde ise çikolata diyelim, ye ye kudur işte.

dil kursta öğrenilir mi?: bilmem, hiç gitmedim. gelenlere bakılırsa olabileybıl gibi sanki.

osuruğun faideleri: you have to see it for yourself (dışardan gelen zorunluluk, evet) have seen mine, n'oldu anlamadım, yok faidesi falan - hem çok gereksiz, niye böyle bi başlık açmışım zamanında anlamadım..ki!

yarın Koçtaş'a gidilecek inşalla. sardunya alırım belki, belki keşkül de yerim, yiyemesem de koklarım belki, belki nasıl yapıldığını öğrenirim, öğrenirsem hep keşkül'üm olur belki..


Life is the.bitch "sometimes"?

Tuesday, May 29, 2007

DeSalvo kişisi hayatının herhangi bir noktasında hakkını verir nitelikte bir Pollllyannnna kopyası olup olamayacağını merak etmişti hep. Tam bu merakını unutur olmaya başlamıştı ki, aynada malum kişiyi gördü bir gün. Ziyadesiyle şaşırmıştı karşısındaki görüntüye, zira deneyimlediği transparency illusion'dan başka bir şey olmayabilirdi de. Yoksa delusional bir persona mı yaratmıştı zihni geçen sürede? Hayır, hayır bu mümkün değildi! Bildiği "pozitif düşünürsen hayat sana pozitif şeyler verir or vice versa" düsturunu benimsemişti. Ya da benimsemeyip yandan attığını zannederken şemsiye açılıvermişti iç yerlerinde. Neyse ne, olumlu düşünme yetisini edinme yolunda emin adımlarla ilerler gürünüyordu sonuç itibariyle.

Hayat denen kevaşenin muhtelif yerlerine konan virgüller bir süre sonra yalama yapıyormuş onu meğer. Bünyeleri daraltan ve de atak moduna sokan menem oluşumlara nokta koyulamamasının nedenini gayet buna bağlıyorum bir bilim insanı (!) olarak, "I am much against that!" diyebilecek yüreğe sahip olan varsa beri gelsin. There's a NO in every job, evet...de nereye kadar be güzelim!? Şiştik şiştik teee fezaya çıktık nerdeyse, hala bi halt olduğu yok gibi görünmekte.

Çok fena haksızlık ediyorsunuz, sevgili DeSalvo! Taş olacaksınız billa..

Evet, the.beybi ile kendimizi içinde buluverdiğimiz kaosu bir şekilde atlatmayı başardık, suları durulttuk itina ile. Zamanında oralara bi yerlere yazmıştım "bunu da atlatırsak bi daha sittin zaman bir şey olmaz bize" diye, hala geçerlidir ve hatta aslı gibidir! Hiçbir şeyin uzaklığı da eskisi kadar uzak değil artık, mutluluk x 808 verici bir durum olduğunu belirtmeden geçmek eşşekliğin ta kendisidir an itibariyle.

İyi de, şimdi bir de şöyle bir durum var; 2 dakka huzur verin lan adama! Birinin bittiği yerde saniye sektirmeden bir diğerinin başlamasının sebebi ne ola..ki!? Sınanıyoruz, tamam, anladık ama boku çıktı hadisenin. Bu duruma da pembe gözlüklerle bakmak mümkün aslında, kendisi "andavallığın önde gideni" sıfatını hak eder niteliktedir, lakin bozmadan devam etmek gerek, ürkütmeyelim yavruyu. Evet, arkama yaslanıp takıyorum pembe gözlükleri, gördüklerimi de aktarıyorum ekleme yapmadan;

the.beybi ile aynı anda yaşanmakta tüm daralmalar ve atak modları, destek unsuru tavan yapmış durumda yani. İlk günden beri bi huzur yüzü göremediğimiz için de bağlılık oranı artmakta doğru orantıyla. Tam da bu noktada mantıksal çıkarıyorum; edilen sabırların sonu olacaktır selamet elbet, ve o gün geldiğinde (ben) cennette olacağım [cennet kavramı yanlış anlaşılmasın, metafor kendisi. bkz. "and when that day comes, i'll be in heaven"]. Gözlük camları yer yer buğulanmış bu arada, ilerilerde bir yerde şehir & iş değişikliği görür gibi oluyorum ama çok net değil.

Bünyeyi yoruyor bu gözlükler, konsantarasyonumu da kaybettim zaten aaah-ah! Bu durumda back where we started, back to reality değil dikkat çekmek isterim!

Tezden hiç bahis etmediniz, sevgili DeSalvo! Dibimiz düştü billa..

Hepsi bu işte, gözlükle ya da çıplak gözle görülenlerin hepsi bu. Gerçekliğin tam ortasında yaşıyorken her şeyi, oluşumlara yeni tanımlar yaratmaya çalışmak zaman kaybından başka bir şey olmayacaktır, zira gerçek olan tek şey aşk ise ve -vudukızımın yaptığı gibi- aşk ancak ve ancak bünyelere gönderme yapılarak tanımlanabiliyor ise, olanı yaşamak/ yaşananı yüceltmek en nefis bir hayat sırasına geçecektir - her ne kadar kevaşe olsa da (Alkan, 2007).

yazar-kaçar

Thursday, May 24, 2007

Bir önceki gün 10+ saat tez kasmış bünyenin hosur hosur uyuyor olması gerekir an itibariyle ama na-ah, mümkünatı yok stand-by pozisyona geçemedi bi türlü zihin, geliniz de çıldırmayınız!

*insert a happy happy picture here*

Yarın the.gang'in bir kısmı için büyük gün, pardon, bugün olmalı kendisi. "Hayırlısı" demekten her ne kadar şişilmiş olsa da, bu bağlamda gayet yerinde bir ifade. Peki, sevgili wykka, sözüm sana (parmağımla da işaret ediyorum bi taraftan), aynı şeyleri yer-içer duruma gelmiş olmamız ve hatta sen sevgilini göremiyorsun diye (!) benim de benimkini göremiyor olmam acaba iş ortamı için de geçerli olacak mı!? Merak sadece, hani kedi ölür ama hakkı asla ve kat'a yenmez ya, o hesap işte. Cümlenin devamı gelemedi nedense, boşluk doldurmak en iyisi sanırım..hmm..evet, mantık ile düşünülmeli ve en doğru kararlar verilmelidir her durumda ya da başka bir deyişle, nasıl mutlu olunacaksa o şekilde yaşanmalıdır mekan farkı gözetmeksizin. Neyse ne, ilerleyen satırlarda şu konulara değinmek istiyorum;

-hayatın hedesi
-mutluluğun kaynağı
-dil kursta öğrenilir mi?
-osuruğun faideleri

*nevermind the previous insertion, I switch subjects perfectly well, am I not cool!*

Yazdığım her şeyi silip kaçasım geldi bak şimdi de. Silmeden kaçayım en iyisi, kıçı başı bi tarafta kalsın böyle söylemler yamalı bohça gibi..

the.decision

Wednesday, May 23, 2007

Günler günleri kovalarken ve hayrına doldurduğu anketler bile halet-i ruhiyesindeki karmaşaları gözüne gözüne sokarken, DeSalvo kişisi sonunda "koyarım ulan dibine!" formunda baş gösteren söylemsel bir patlamayla şu kelimeleri döktürtür tıkır-yazarına:

..in this context, to clarify the.core of this study, it is of significant importance to pay super-extra attention to the.following statement;

"screw METU, congrats! on the.new position, dear DeSalvo."


Destiny or Circumstance?

Wednesday, May 16, 2007

-I'll go for the latter.

Ev-Anka-mall metro istasyonu-Onkoloji Hastahanesi-Kızılay TMR-Tunalı-Back to Kızılay-Ev arasında koca bir günü daha hiç etmiş bulunmaktayım. Bu yedilemenin bünyeyi en çok ilgilendiren kısmı ise Tunalı semalarında cereyan etti pek tabii ki. GJ's roof dahilinde birlikte olan Swiss Orange Moccha Chiller ve Mixed Berry -kısmen- göz göze geçirdikleri yaklaşık bir saat süresince günlerdir iç yerlerini kemiren hadiseleri tartışma imkanı bulmuş ve akabinde az da olsa rahatlamış gibi olmuştur.

Bu kaosu atlatırsak, diyorum, bi daha da sittin vakit bir şey olmaz bize. hatta yazıyorum şuraya "an itibariyle"!

Sahiplenme duygusu ve karşılığında beliriveren sahiplenilme olgusu bünyenin pek fazla alışık olmadığı bir durumdur aslen. Küreklerin ve de yüreklerin boşa sallanmadığının göstergesidir, tadı da pek hoştur. Zamana duyulan acil ihtiyaç ise ayrıca tartışılması gereken bir durum bu bağlamda, time heals everything, yes -bi de go fuck yourself as sensitively as possible- ha!

Evet, giriş ve gelişme yaptım şimdilik, zira sonuç hala belirsiz, itinayla belirginleştirilmeye çalışılıyor.

-Goodest luck on that, dear DeSalvo..

puro amore

Monday, May 14, 2007

Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket

This is just a test, everything's gonna be unbearably perfect..!

In Between

Sunday, May 13, 2007

"..the sky turns green where I end and you begin."

*let there be no ending or beginning, let there be just us if, at all, possible..

sorular, soru işaretleri, anlamsız kelimeler, yarım kalan ifadeler, kaybolan ünlemler ve işte "in between". not lost in the middle of nowhere, yet trying hard to figure something out over which me has no control, unfortunately.

yukarılara uzanıp almak istediklerimi alamıyorum, canım çok yanıyor. az önce denedim, denemedim aslında, unutup uzandım, içimde bir şeyler yırtıldı sandım, yüzüm buruştu, gözlerim yaşardı..yine de fiziksel acılarla ruhsal acıları karşılaştıracak olsam akan sular duracaktır gayet.

varlığın, var oluşun bir parçasını öğrenen insanların gösterdiği tepkiler karşısında acıyan ruhun çaresizliğine aşkın bile yapabileceği fazla bir şey yoktur, tecrübeyle sabitlenmiştir. nedir bu kadar önemli/aşılmaz ve de anlaşılmaz olan!? kişi aynı kişidir, sittin senedir bağırlara basılan, belki de hayran olunan, dost bilinen, sırdaş tutulandır. her şeyin birkaç saniye içinde alt-üst olmasına izin vermek hangi derdin çaresidir!? durumlar bu kadar menem bir hale getirilip dünyanın sonu hazırlanmalı mıdır? her koşulda "normal" olanı belleyip ufacık bir değişiklikte karalar bağlamak hangi sıraya geçmektedir!? cevap bulmaya çalışılmamalıdır bu sorulara, mantık falan da aranmamalıdır. teoride işler görülebilecek her çözüm pratiğe döküldüğünde tepe-taklak olacaktır, zira insan faktörü işin içine girmiştir.

whatever it takes, sunshine, seriously, whatever it takes..I am so not giving up on you. after all, the.self is used to doing colors in his black&white way..!

the wig has to go, gorgeous!

Friday, May 11, 2007

"..painfully amazing!"
-DeSalvo-





heart-shaped hearts

Thursday, May 10, 2007

O orada acı çekiyorken benim de burada o acı çektiği için acı çekiyor olmam aşkın tanımı olarak kabul edilebilir mi!? Ya da yapmak istediğim pek çok şey varken elim kolum bağlı kaldığı için hırslanmam/ arıza moduna geçmem!? Yazmamam gereken şeyleri an itibariyle yazıyor olmam da tanımlamalara eklenebilir gayet; ama sen kendinden haber alabiliyorsun en azından, ben n'apayım, nerelere gideyim burada bir başıma!

Kısayım, uzayamıyorum, bekliyorum, bilmiyorum, sabrediyorum, henüz çok erken diyorum, dinletemiyorum, düşünüyorum hep...

-_-

Her Şeytan Kendi Bacağından Kırılır!

Wednesday, May 09, 2007

Günlerdir fik-fik gezen DeSalvo kişisi, artık sevgili bloguna da biraz ilgi göstermesi gerektiğini farketmiş, farketmekle kalmayıp "aşkın ateşi yakarmış ateşi(?).." nidaları eşliğinde, suratında anlamsız bir gülümseme ve körpecik vicudunun üst kısımlarında hafif bir sızıyla oturmuştur yerine...

Yazma eyleminin BU kadar zor olacağı günler de gelecekmiş demek ki! Duygu yoğunluğu doruk noktalarda gezindiği için mi yoksa hastahanede geçirilen günlerin hayat felsefesinde yaptığı gayet önemli değişikliklerden mi bilinmez -ki aslında ziyadesiyle bilinir, neyse- sözceleri seçip tümcelere devriştirmek pek bir akıllara zarar eylem sırasına geçmiş görünmektedir (hem komik hem de devrik bu cümle, çok yorgunum, düzeltemem!) (bkz. kendimle çeliştim yine, akıllara zarar bir eylem sırasına..., pek atılmalıdır tümceden).

Bünyeyi saygıyla selamlamalı an itibariyle, zira saçmalama potansiyeli son derece lezzetli bir kıvama gelmiş bu gece, speaking of which, şu an dinleniyor olmam gerekir! Doktor zoruyla alınan ve pek muhtemel daha da uzatılacak olan 10 (on) günlük raporun hizmet ettiği amaç da budur aslen, dinlenmek, toparlanmak, çabucak iyileşmek vs. ama geliniz ve de görünüz ki bu durumu uygulamaya koymak şu sıra çok ama çooook zor; Aşık mıyız? Evet! Keşkül kişisi (bkz. sevgili sevdicek) dışarılardayken evde kös kös oturmak/ yatmak andavallık olmaz mı!? Hem hepi topu yarım saat bile görüşülse dope-ing etkisi yapar bünyeye, misler gibi vallahi hehe

Olmuşuz, evet..

Zaten sigarayı da bırakmış olan DeSalvo kişisi, göz kapaklarına ve de bedenine çöken ağırlığa daha fazla dayanamayarak "aşkın ateşine dağlar dayanmaz, aşk bir hastalıktır tabip anlamaz.." fısıltıları arasında yavaşça yatağına yönelir..

M&M's İsteyen!?

Sunday, April 29, 2007

Sabreden dervişim, muradıma ermişim yahu :D Karın bölgesindeki kelebeklerin bitmek bilmeyen uçuşları hayatı pek daha anlamlı bir hale getirmekte son birkaç gündür. Hani kelebeklerin ömrü çok kısa olurdu? Yalan işte, kuyruklu cinsinden hem de hehe "A" better one beklerken "the.one"ı bulduğunu hisseden bünye; maviler, morlar, yeşiller ve de pembelere bürünerek gökteki kuşak gibi açmıştır gayet!

Sevgilim, kaprisim, *iç görselim..welcome to my universe, Keşkül (^_^)

*hem mesleki hem de kişinin, "you are my mirror" kıvamında, karşısında duran "significant other"a yaptığı bir göndermedir.

P.S. Hospitalization sonrası kısa sürede dönecektir DeSalvo kişisi, stay tuned :p

for what it's worth

Sunday, April 22, 2007

En sona koymayı planladığım "killer" tabir edilen cümle yalnız kalmasın diye 1. tekil olmayı da göze alarak başlıyorum yazmaya. Evet, tek gerçek şahsım bu gece, nedendir bilinmez "ben" olmayı seçiyorum. Yusyuvarlak bir topun içinden aniden fırlıyorum ışıklar saçarak. Süper güçlerim de var ayrıca, istediğim ne varsa yapabilirim sanırım. Her şeyi değiştirmek istiyorum öncelikle. "Her şey" çok genel oldu, evet, o kadar özelleştirmek istiyorum işte hadiseleri. Çıktığım turda, bir köyün içinden geçerken gördüğüm satılık eve hayran kalıp o dakika otobüsten inerek başka hiçbir şeyi düşünmeden evi almak kadar özel mesela. Kimseyi tanımadığım ve tanınmadığım bir yerde yeni bir başlangıç, düşüncesi bile ağızları sulandırır cinsten.

Sonra "been there, done that" demek istiyorum hayatımın her noktasında. Eğer gerçekten "experience wins quality" ise işin özü, mutlaka işe yarayacaktır. Belki de ilk kez 1. tekil olma lütfunda bulunmuşken kendimi de tanımlamalıyım her şekilde;

- Pop-up Persona (açıklanması mümkün olmayan yeni ifade, it just occured to me).
- bilinçli ukala, şımarık müşkülpesent (that's so taboo, evet).
- pure DeSalvo (anlamın hakkı ancak bu kadar verilebilir).
- iflah olmaz romantik, sensible lover.
- running in circles, running over everyone possible.
- just the.popular, not the.whore somehow.
- vinyl-hearted.
- cool on his island.
- deeply loved, effing hated. peculiar that is.
- gerçekçiliği depresiflik gibi göstermek yetenektir, buyrun benim.
- işe wasted gitmek çok eğlencelidir aslında (anlayan anladı).
- last but not least;
- gösteririm ama vermem kişisi olmadığım için göstermem de vermem de, budur.

Tek söylemek istediğim ise şuydu aslında;

Stop seeing the person I am and start seeing the person I could be.

A Sorta Fairytale

~respond to voodoo girl's latest post. Not that I'm obsessed with Tori Amos, but -another- one of the.greatest love videos ever (:


Komper-atif vs. Süper-latif: A New Approach to Gramhar

Wednesday, April 18, 2007

Üstünlük bildiren sıfatlar ile en üstünlük bildiren sıfatların dayanılmaz uyumuna hayran kalmamak elde değildir kesinlikle. Yeni yaklaşımlarla hadiseyi gökkuşağı kıvamına getirmek ise tarif edilmez bir haz verir bünyeye, şöyle ki;

* This is the fuckest thing I have ever heard.
* My state of mind is fucker than your state of mind.

Sorumluluk sahibi makesomebodyreadsomethinger kimseler olarak aslen yapmamız gereken de budur, Ankara - İstanbul karşılaştırması nereye kadar, değil mi?

Sözün özü;

#1. Na-jay-jay, way to go!
#2. Learning grammar is, once again, worth nothing!

thank god for this beautiful view

Tuesday, April 17, 2007

Hayatının belki de en derin ve manalı depresyonundan çıkmış olan DeSalvo kişisi, bağlantısını geri almış olmanın ve isimlendiremeyeceği daha pek çok şeyin heyecanıyla oturur bilgisayarının başına ve yarı histerik bir ruh haliyle başlar tıkır-yazarını şefkatle tıkırdatmaya..

Diyorum ki neden "when it pours, it rains" olmalıdır her daim! Azıcık nefes alabilmelidir bünyeler, bi durunuz yahu!. Life is such a bitch, evet, lakin 3. şahısların durumları daha da çekilmez hale getirmek için gösterdikleri çabaya gereken ilgi ve saygıyla dönmek pek mümkün olmayacaktır bu durumda, korkarım gayet. Konudan konuya sekmek suretiyle ilişkiler bağlamında birkaç leziz laf etmek isterim. Farklı çevrelerden farklı birikimlere sahip insanların farklı arzulara sahip olduğu bir gerçektir, zira bünyeleri coşturup biraraya getir(t)en de bu farklılıkların ta kendisidir kaçınılmaz biçimde. An gelir yaş farkı bile göz ardı edilerek mutlu ve mes'ud olunur, akabinde de fenafillaha erilir. Peki bulunulan statünün farkında olmaksızın takınılan tutumlar nereye kadar çekilebilir itinayla sorarım. Hele ki mevz-u bahis bu tutumlar, oluşumlarla uzaktan ve de yakından allaakası olmayan bünyeleri çığrından çıkarıp sıyıracak kıvama getirdiğinde, kelimeler tüm kifayetini yitirip yerini anlamsız bakışlara bırakacaktır, yine kaçınılmaz biçimde. Ortada bırakınız yumurtayı, fol bile hak getirir durumda iken bir takım triplere girip tavır koymaların falan ne manası olabilir çok merak ederim. Üzerine birde utanmadan bünyenin son bilmem kaç zamandır gayet şükela olduğu ve bu şükelalığın -en yakınlar dahil- kimseler tarafından anlaşılamayacağı belirtilir, kepazeliğe bakınız.

Tüm bu çekmelere/germelere karşın hala "sane" kalabilen bünye ayakta alkışlanmalıdır pek tabii. Hem hayatın anlamı da başka yerlerde aranmalıdır artık, vakti gelmiştir. Bir süredir hararet ile bahis edilen şirket kurulmalı, organizasyonun dibine vurulmalıdır. Sonra İtalya ve ABD'deki şubelerin başına ciğerler geçirilmeli, 8 köşe olup keyif yapılmalıdır gayet. Hayallerin sonu yok ne de olsa. Bünye de hayalleriyle varolurmuş zaten, mis.

An itibariyle söyleyebilecek pek bir şey bırakmıyorum kendime;

"Even the grandest mistake beats the hell out of never trying."

don't bother

Sunday, April 08, 2007

sevgili şey,
msn'de dakika başı saçma-salak wink gönderen kimseler bi kaybolsun mümkünse. kafam kadar öpücükler, efendim kalpler falan, ne gereksiz. içimin de çıkası gelmiş şu saatte, emeği geçen herkes varolsun pek tabii.

sevgili günlük,
günler çok enteresan geçiyor bu ara, yakında guruluk falan gelecek gibi. oturayım birilerinin evinde sabahtan akşama kadar köşe minderi modunda hayatın anlamını anlatayım, üstüne bir de besleyip yıkasınlar beni. şahane!

sevgili ben,
evet, seviyorum seni gayet. bir de başarılarının devamını diliyorum en içten. kendine cici bak.

sevgili sen,
yorumsuz, alt yazılı bir şeyler lazım senin için. deciphering seansları düzenlemeli hatta ama kurgulamamalı hiçbir şey. yanar-döner, loser-poser bir şeyler oldu gibi sanki son zamanlarda, hayırlısı diyoruz gayet. "A" better one, do come in and have a seat, please. o olacak sonunda.

sevgili o,
kim ki o? yok öyle biri, neymiş?

sevgili to whom it may concern,
dün busa yumurta attılar. öncesinde de "full dolu" bus içerisinde 1-2 adım daha atmamızı isteyen şoföre "göt göte gidiyoruz ulan, dalga mı geçiyosun akşam akşam" diyerek çemkirmiş bulundum. bustan inince de, yumurta atma eyleminin hemen ardından yumurtanın atıldığı camı açan mal biletçi sayesinde sol omuz başıma yapışan yumurta akını temizlemek zorunda kaldım büfeden ıslak mendil almak suretiyle (yerim böyle cümleyi!).

sevgili aydede,
azıcık uyku gönder bana. sakalın da var hem, ne güzel, muju.


whatever

Friday, April 06, 2007

Özet;

İçimdeki coşkuyla sağ yanımdaki coşkuyu birleştirebilmek istedim tüm gece (bkz. Happy Birthday-ing voodoogirl), başaramadım. Olağanüstü durumlarda bir ermişlik, bir oturmuşluk gelirmiş meğer bünyeye, kendi bile apışıp kalırmış o derece. Evet, modernliğimi yeyiniz gayet!
Ayrıca çökmüş ruh haline eşlik etsin diye bünyeye alkol yüklemesi yapmak da gayet gereksiz bir hareket sırasına geçmiş duyurulur.

Lafı döndürüp dolandırıp tek bir noktaya bağlamak yok bu gece, zira zihnin tamamını aynı nokta işgal etmiş durumda, budur.

Sonuç;

1. Huzurlu ol vudukızım!

2. "hold your breath and count to ten. fall apart. start again."

just a waste of space, me thinks.

Tuesday, April 03, 2007

bored stiff/ bored to death/ born to be bored?/ bored as hell/ bored as crap/ bored as fuck/ fucking bored/ don't go all dirty, effing bored, it should be/ bore my mind out/ bore the hell out of me, even/ boring stuff/ bored stuff/ which is more boring, the.stuff or myself?/ bored on every possible level/ absolutely, positively, unconditionally the.most bored ever/ even this gets boring at times/ when the.self is totally bored of being bored/ let's just enjoy boring/ if possible at all/ bore me to.the moon.!

having typed up each and every boring set of expressions related to self, the.me needs to take a break and move on, or just get over the.self. nonsensical, yes, and that was the.participal form itself stressing that one action was completed right -or not necessarily so right- before the.other. and that was another participal form, omitting the.relative pronoun and adding -ing to the.verb. oh yes, yet another participle haha! such a vicious circle, isn't it. and there comes the.question tag. am I expecting some kinda approval? I'm not. there you go with a short answer. is that what my life solely consists of? don't have the.intention to answer that one, dear! umm, isn't that shortening discourse through omitting the.subject pronoun -and the.auxiliary, as well, sometimes-? definitely. have you noticed me using "usually" at the.very of the.sentence. that happens, yes. amazing huh? mmhmm. do you not have anything better to do, like right now? as soon as I get up in the.morning, I'll delete this post, I'm guessing. such a grammar freak, you are. nope, I'm not a grammar person, whatsoever. speaking of whatsoever, it somehow turned out to be one of my fave words ever. too many things turned out to be -inevitably- too many some other things of me, though. that's no news. not amusing, either. what are you like, then? you don't get to ask me that question! don't treat me like a second person. I'm more than a pronoun anyways. and you'll be seeing more of me soon. can't wait, literally. you're being hard to follow, by the.way. much love, buh-bye!

Exit 75

no.ne

Monday, April 02, 2007

etrafımda
beni de istemediğim
bir gece.
bu defa kim sobeledi
seni?
.

"oynamıyorum artık.."

april fool's day.

Sunday, April 01, 2007

blog-sal açıdan önemi bilinmemekle birlikte, DeSalvo-sal açıdan önemi büyük olmalıdır mevz-u bahis tarihin. yes, I have been teaching English for 364 days & 6 hours. sulu ve de zırtlak bir gönderiden şiddetle kaçınma eğilimindedir bünye, zaten gönderinin de suyunu çıkarıp fenafillaha ermiştir. cidden bak, güzel bişii buşii! acısıyla-tatlısıyla geçen günlerin analizini yapmalı mıdır ki? her gün için farklı bir gönderi mesela? şöyle detaylısından? ya da yazma işine hemen şu saniye son verip yorganın altına mı saklanmalıdır? evet, saklanmalıdır ve çıkmamalıdır bir daha. aşkı kıskanmak ile aşka aşık olmak olgularını derinden incelemek gerektiğine inanıyorum artık. kendimden de nefret ettim an itibariyle, neden ki!

-git artık DeSalvo!
*bitti zaten, kına yak!