~and upon the.request;
Yine gecenin sabaha kaçan bir körü herkesin hosur hosur uyuduğu dakikalarda gayet şükela bir kimse olup çıkmıştır sevgili DeSalvo. Sebebi bilinmemektedir, lakin çok eğlenmektedir kendi çerçevesinde. Hayat kurtaran cinsinden sayılan bu bilgileri diğer sevgili kimselerle paylaşmak ise her ne kadar lüzümsuz gibi görünse de, aslında fevkalade lüzümludur, öyle uygun görülmüştür. Peki bıkmadan ve de usanmadan edilgen çatılı eylemleri tercih etmesinin bir nedeni var mıdır acaba? O da bilinmemektedir. Hem zaten tercih diye bir şey de yoktur, hatırlatılır. Eylemlerin ettirgen soyuna geçmeden bu gidişe haykırarak bir "dur!" demek istemektedir, ancak tıkır-yazar (bkz. kılavye şeysi) buna müsaaade etmemekle birlikte "bak ben sana şimdi bir şeyler yazdırttırırım görürsün şarap çanağımı!" diyerek utanmadan tehdit etmektedir bir de. Kepazeliktir aslında yaptığı, farkında değildir. Gerilimlerin panik atağa dönüştüğü anlarda, -literally- nefesi kesildiğinde de "aslen" yapması gerekenlerin farkında değildir zaten. Bakınız bu defa da tıkır-yazar ile bütünleşiverdi bünye. Alt kavramların ana kavramı oluşturduğu gibi, alt benlikler de şahsın bizzat kendini oluşturmaktadır aslında. Konudan konuya atlayınca yazılanların pek bir anlamı kalmıyor olabilir, evet; lakin anlaması gerekenler ziyadesiyle anlayacaktır zaten DeSalvo kişisinin ne dediğini. Hem mesaj kaygısı da taşımamalıdır kimseler. Her şeyi "crystal clear" yazacak olduktan sonra yapılan eylemin "Dear diary, .. Yours sincerely." birlikteliğinden ne farkı kalır sorarım!
"bana kalpin kadar temis bu sayfayı ayırdığın için şok teşekkür ederim,
umarım hayatın boyunça mutluluk peşini hiç bırakmas.
ve pek tabii her şey gönlünçe olsun.
seni şok seven arkadaşın ben."
ama bu şey günlüğe yazılmoordu ki! hmm, neyse artık, yeni ufuklar açmış olduk kendimize. azalım, coşalım, rengarenk olalım, kendimizden geçelim, haydi bakalım;
yolilayihhuuuh yuffilayyiiyeaaa
,
Popüler olmak ve orospu olmak arasındaki ince çizgide yaşayan insanlar için popülerlik her ne kadar bir kurtuluş gibi görünse de işe yaramaz, görmezden gelinemez, bünye gayet orospudur aslında. O yüzden de kasmaya gerek yok, ne olduğumuzla gurur duyup dibine koymalıyız kanımca :)
,budur!
Bir de parmak arası terklikler var. İkizler zımbırtısının da kulaklarını çınlatmadan gidemem korkarım. Korkmakla birlikte üstüne üstüne gider, battığı yerden karasını çıkarıp şahaneler şahanesi yaparım.
,budur!
Dumurlara dumur ekleyiniz. Otorite geçinen mal zihniyet (ler) in müzik anlayışını yiyip bi de üstüne okkalı falan tükürmek isterim deliler gibi. Daha "decent" ve "plain catchy yet worth nothing" arasındaki farkı idrak etme yetisine sahip olmadan ona ve de buna yol göstermeye çalışmak takdirlere şayan bir tavırdır, aksini iddia etmeyiniz! (!)
Evet, müzik piyasasına itina ile el atmanın zamanı gelmiş de geçiyor bile. Pop-rock diye bir şey yok arkadaşım, sokunuz kafanıza. Popun olduğu yerde rock ne gezer, aklınızı seveyim. Ya da pop nedir öncelikle? Tanımını "popüler olan" tadında yapacak olursak iş ziyadesiyle değişir, arabesque bile pop olabilir. Bu bağlamda popbesque gibi bi genre türetmek de gayet mantıklı olacaktır. Peki, şahen bir gruba D.A. ve S.O. dingildekleri rakip gösterilirken, popbesque kategorisinde kim kime rakip olarak gösterilecek? Zakkum vs. Fatih Ürek (pek yaraşır, dokunmamalı aslında, süfer oldu), Manga vs. Ebru Gündeş (Göksel gibi fiğçuring falan yapmalılar, bi o kaldı zaten sanırım), Dorian vs. Seksendört (e onlar pek bi arabesque zaten canım, hmm ya da Lerzan Mutlu kişisi de eklensin, üçlü olsun) sonraaa Hayko Cepkin vs. K. Ceylan (freak-freak takılırlar, fevkalade olur). İç gıcıklayıcı bir liste oldu farkındayım, lakin durum işte bu kadar vahimdir.
Yine, yeniden; maviler, morlar, yeşiller, pembeler..
kinayeci deniz yıldızıyla ironik yengecin aşkı dillere destan olmuştur ve hatta fırıldak deniz kestanesinin dikenleri destan olan dillere çirkef çirkef batmıştır. üzerlerinde bu kadar göz varken neylesin yavrular, güçleri yettiğince tutunmuşlar birbirlerine; lakin o kadarı da yetmemiş. her buluşmada biri nefessiz kalmış, birinin nefesi diğerine yetmemiş. buna rağmen ısrarla çıkmışlar sudan her defasında, çıktıkça yorulmuşlar, sarılmışlar birbirlerine. önceki yaşadıklarına da tersmiş zaten her şey. ironik yengeç kinayeci deniz yıldızını en son ağlarken bulup kıskaçları arasına aldığında bayılıvermiş zavallı. sonra ılık suyu bedeninde hissettiğinde gelmiş aklı başına, ironik yengeç yaptıklarına pişman olup kurtarmış aslında onu. tekrar büyürken de yanından bir saniye ayrılmamış. bu yüzden, en çok bu yüzden minnettar olmuş kinayeci deniz yıldızı ironik yengece, güzelliğine yeniden kavuşturduğu için. yemin etmiş "ölene kadar bırakmam seni" diye, ironik yengeç de "okyanus kadar seviyorum seni" demiş, "hiç ayırmam seni yanımdan, hep gelirim yanına". o zamandan beri de huzur yumağı buluşmaya devam etmişler, anlatacak pek çok hikayeleri olsun diye..
you could be my unintended / choice to live my life extended / you could be the one I'll always love / you could be the one who listens / to my deepest inquisitions / you could be the one I'll always love / I'll be there as soon as I can / but I'm busy / mending broken pieces / of the life I had before / first there was the one / who challenged / all my dreams / and all my balance / he could never be / as good as you / you could be my unintended / choice to live my life extended / you should be the one I'll always love/ I'll be there as soon as I can / but I'm busy / mending broken pieces / of the life / I had / before / you.
* kişi zamirleriyle (bkz. ben, sen/ I, you) ilgilenmeksizin okumak, dinlemek vs. lazım; afiyetle..
kinayeci deniz yıldızı, ironik yengecin kıskaçları arasından kurtulduğunda artık çok geçti. tüm güzelliğinin bozulmuş olmasına üzülürken yeniden büyüyeceği aklına geldi, sevindi birden. yaklaşan kocaman gölgeyi farketmeden titreye titreye suya doğru ilerlemeye başladı yavaşça. tam parmakları ılık suya değmişti ki, kocaman iki parmağın arasında buldu kendini. parmaklar çok soğuktu, korktu. iki kocaman gözle karşı karşıya geldiğinde ise bayılacak gibi oldu. gözlerden birinde suyun yansımasını da görebiliyordu, keşke zıplayıp suda kaybolabilseydi o anda. sonra kocaman parmaklı, kocaman gözlü şeyin arkasında daha kocaman parmaklı, daha kocaman gözlü başka bir şey belirdi, daha çok korktu. gözlerini kapattı, ağlamaya başladı. neler olduğunu anlamaya çalışırken havada buldu kendini, hızla dönüyordu. yere çarptığında canı çok yandı, hiçbir yerini kımıldatamıyordu. gözlerine de kum kaçmıştı. ters döndüğü kumun üzerinde doğrulmaya çalışırken onu az önce korkutan şeylerin uzaklaştığını gördü. gözlerini tekrar kapattı, açtığında ironik yengeç kıskaçlarını açmış ona doğru yaklaşıyordu. korkudan titremeye başladı, yeniden doğrulmayı denedi ama gücü kalmamıştı. ironik yengecin kıskaçları arasında gözlerini son defa kapattı, hala ağlıyordu..
"Evet, şarkı sözü kopi-peyst eden bir kimse olup çıktım, ama budur, bu kadar basittir." ifadesiyle sonlandırdığım son gönderimi önizleme aşamasında hiç ettim, yine aynı derecede basit oldu. Hadise de şu kadar basittir aslında;
Teoride bariz ve mevcut her sorunun üstesinden gayet başarıyle gelinmiş ve belirli kimselerin üstüne basmak suretiyle muhtelif defterler kapatılıp fevkalade yola devam edilmiştir; ancak uygulamaya gelindiğinde, tesadüflerin de etkisiyle sıçım sıçım sıçılmıştır (kötü dil kullanımını bağışlayınız, anlama hakettiği gücü vermenin başka yolu yok korkarım). Bu konuya gerekirse geri dönerim. [-like you could ever move forward ha!-]
Geçen tatil günü güle-oynaya, anıra-bağıra oynadığımız -tabu sonrası- sıkı dostlar isimli gayet gereksiz ama eglenceli oyunda ciğerlerimin EN rahatsız olduğum (oldukları?) özelliğime verdiği ortak cevap tüylerimin diken pozisyonuna geçmesine neden oldu aslında, çaktırmadım sanırım. "Ne kadar kötü olursa olsun "eskisi kadar" kötü değildir diye düşünüyordum uzun süredir, yani "eskisi kadar" depresif ve bunalmış değilimdir sanıyordum, yanılmışım. Son 1.5 ayın mevz-u bahis halet-i ruhiye üzerinde etkisi var mı hiiiç fikrim yok, siz bi düşününüz, akabinde cevabınızı iletiniz, ona göre icabına bakılacaktır (!) durumun.
Şahıs(lar)ı ortadan kaldırma planları yapma eğilimi taşıyan bünye, dönüp dolaşıp aynı noktada bulmuştur kendini özetle. An itibariyle yapılacak yorumların sayısı gayet az olup içerik bazında da değişiklik göstermeyecektir. Bu durumda, haydi hep bir ağızdan;
Retardation Justified..
Ortaya çıkması muhtemel gayet "ağır" bir gönderiyle karşı karşıya buldum kendimi. İlk cümleden fevri ve hatta gereksiz kanılara varmak ne kadar yanlışsa şu an bunları yazıyor olmak da aynı derecede yanlış olabilir. Şöyle ki;
"yearning for a placebo soul when the.he,eventually, has turned out to be that very soul himself."
Öncesinde sittin kere dinlediğim şarkıların bir anda olur olmaz bir yerde beynime okkalı bir şaplak indirip beni benden almasına bayılıyorum sanırım. Bu gece tarih kendini yeniden yazma eğiliminde bulundu, kuvvetle muhtemel şu sözlerin etkisiyle;
"your eyes forever glued to mine.."
Hangi sonsuzluktan ya da hangi gözlerden bahsediliyor olduğunu çözümlemeye çalışacak durumda değilim, zira bünye yine itinayla mal-functioning durumda. Hal böyleyken ve yazmayı düşündüğüm her şeyi zaten unutmuşken, koyunuz dibine.
,
Noktalar arasından bir nokta seç kendine; en anlamlısı, en huzurlusu, en görkemlisi ve en önemlisi olsun. Söylemin sonuna koymaya kıyamasan da yapacak bir şeyin yok, farkında mısın? Virgüllerin işe yaramaz bu defa, boş yere uzatma istersen..aynen devam.
Kenomeno said it right, to-the-point-ness works perfectly fine sometimes;
"an attractionless situation which could not be pinpointed"
.
Canım çok sıkılıYOR. O kadar sıkılıYOR ki, me-se-ne de Türkçe karakter kullanmaya başladım, zor oluYORmuş. i ve ü seslilerini alt satırlara atarak, araları boş bırakmak suretiyle tek satırlık hikayeler yazmak istiYORum. Alışkanlıkları basit birer alışkanlık olmaktan çıkarıp hepsine teker teker karakter kazandırarak hikayelerime "kahraman" yaratmak istiYORum. Evet, o kadar sıkıldım. Kahramanlarım süper olmasa da olur, adı üstünde "kahraman"; ne kadar sıradan olabilirler ki!
Sonra, çocuk pornosunun aslen ne olduğunu anlatabilmek (!) için Riçi Riç ve Elmayra ile filim çekmek istiYORum. Vudukızım hal-i hazırda şahaneler şahanesi bir açıklama getirmiş bulunuYOR duruma, olsun, bol örnekle pekiştirmek gerek konuyu.
Gündüz vakti gönderisinin canı daha da sıktığını farketmiş bulunuYORum. Gül cemalimin gül suyuyla yıkandıktan sonra itinayla okunmasını üzerine de bir zahmet üflenmesini istiYORum, üfleyecek kişinin de önemli olduğunu düşünüYORum an itibariyle.
Kahvenin tadı..hmm..şey gibi..tanımlayamıYORum, ama çok kötü hatta berbat, yine de içiYORum. Kahve olsun çamurdan mı olsun yoksa, sevgili DeSalvo?
Toplantı var diye dersleri kabul etmediğim de iyi oldu. Toplantı yokmuş oysa ki. Aklımız nerelerde acaba! Kimler kaçırmış acaba! Şeytan mı almış götürmüş, bulamadan mı getirmemiş acaba!
Tur programı 8 Temmuz'a kadar belirginleşmiş durumda, çıldırtıYOR bünyeyi. En kısa sürede TR de eklenmelidir listeye, aksi takdirde Tori'nin ağzına fare kaçmalıdır. Bak canım, bölüm başkanıyla da konuştum şimdiden, izin verecek ona göre! Hem kaç kişi arabanın arkasından koşup camını falan tıklatmıştır şimdiye kadar? Güzel soru..milyonlarla ifade edilebilir sanırım! O zaman şöyle değiştireyim soruyu, kaç A.C. arabanın arkasından koşup camını falan tıklatmıştır şimdiye kadar? He-heee, bakınız olasılıkları nasıl kaldırdım ortalık yerden, budur.
Gayet dingildek bir düşünce/özet karmanlığının daha sonuna gelmiş bulunuYORuz, bir daha ki sefere daha mantıklı saçmalamak ümidiyle; maviler, yeşiller, morlar, pembeler..
,
doğa >> eğilim >> tercih >> oluş >> yanılsama >> zırva >> deli saçması >> kör cehalet >> you name it, I am so freaking out here >> distractions >> back to basics >> what is reality anyway? >> me, myself and I >> bir şeyler eksik >> kalemle çizilse bu kadar olurdu! >> tedirginlik diz boyu >> tüm gece üstüm açık kaldı >> ve hatta duvara yapıştım >> sarıldım sımsıkı >> yorgundun, biliyorum >> kimse bu kadar "tatlı" horlayamaz, kuzum >> sol elimi başıma destek yaptım >> evet, öyle dinledim/ izledim >> karanlıktı, olsun >> :))) >> evet, senin yüzünden >> sadece 1 saat uyuyabildim >> I recorded something >> the sound of your heart, maybe >> yeah, exactly >> no crush whatsoever >> still in you, though >> hmm >> bakalım >> huysuz >> şahsımdan beter >> olsun >> "somut" kişilik >> "soyut" kişilik >> beter çelişki >> üstesinden gelinebilirlik >> 100% >> bkz. >> Wykka >> Na-jay-jay >> effing rock my world >> coffee over wine >> priceless indeed >> kalabalık >> if >> hold me >> close >> so that >> who knows >> I'll never drown >> feels like so >> might be missing you >> sleeping >> thinking >> feeling >> budur >> peki sonra? >> time needed >> not >> !!! >> where do we go now? >> sweet child >> man is the baby >> teddy bear PJ's >> converse or adidas? >> stylish or high-quality? >> eğlence >> sol kol >> tırnak izi >> too much detail >> not stoppable >> no unity >> incoherent even >> don't care at all >> be there >> and here >> everywhere, in short >> pointless texts >> late replies >> a little confusion >> all for teasing >> off-topic >> kk >> liking it >> ve >> sen >> done >> ,
Holy Bible & Shame & The Glamourous Bitch is back!!!
2. dakikadan "online deciphering" seanslarına başlandı bile, şimdilik sadece edinebildiğimiz resim üzerinden, sonrası obsessed, paranoid ve hatta schizoid düzlemlerde devam edecek!
resimdeki olası göndermelerin değerlendirmesini yaptıktan sonra şu yönde mantıksal çıkardım;
"it's only in your dreams that you could be the greatest ever, eat my pussy, bitches!", says the.she.
[hımm]
[mmhmm]
kuzum öyle bir zamanda çıka geldiniz ki, melek mi desem, -sizin tabirinizle- samanlıktaki iğne mi desem ne desem uymuyor bağlama. evet, right time, right place, right mood, right everything, budur. son günlerde başıma gelen en güzel şeysin, öyle de kalsın mümkünse. içelim (hem şarap hem vodka-martini), gülmekten yapışalım yerlere, kahvaltı edelim, her şeyi yapalım. bir elmanın iki yarısı olmayalım ama huzurlu olalım. hani aynı dalda durmaları yeter ya, öyle işte :)
bugünkü öğrenci işleri-mal öğrenci-bölüm üçlüsünde kendimi kaybedişim bile keyfimi bozmaya yetememiş onu farkettim, şahaneler şahanesi olmuş bünye, heheeyt!
daha önce de bu tip bir söylemde bulunmuştum ama boşa gitti, bu defa 89. hissim harekete geçti, tam zamanı olmalı; feriştahınız gelsin efendim, sevgiler!
hatta,
[..make Mr. Me Mr. You. .]
,
[..and just like ships we float through each other's lives, through the waters of beauty and grace.]
"black" ve "white" arasındaki kocaman yelpazede kendime yer edinememiş olmanın hıncıyla "tiny little" ve "great big" arasına sokulmaya çalışıyorum usulca. belki onlar da yetmeyecek, yeni arayışlar gerekecek her zaman olduğu gibi. durulmanın zamanıdır artık. suya batarken, burun deliklerimden çıkan birkaç baloncuğun ardında hayal meyal görebildiğim sen misin? bilincim yerindeyken net bir cevaba ihtiyacım var, sadece evet ya da hayır demen yeterli. cevabın evet ise, gelip kurtarmanı bekleyeceğim ruhumu donduran suya aldırmadan; hayır ise, giderek uzaklaşan baloncukların ardında hayal olarak kalıp kaybolacaksın bir süre sonra. baloncuklar yüzeye ulaştığında da bir parçam özgürlüğüne kavuşacak belki yeniden. patlayıp yokolmadan bir süre suda dursunlar öyle, yansıman da üzerlerinde. dibe ulaştığımda kapatacağım gözlerimi, sonrası önemli değil. o ana kadar bekle lütfen, ve..baloncuklarıma iyi bak!
,
I don't know why
But,
I can't seem to find the right melody today
I can't make the words fit how I feel
I don't know
when was the last time that I slept the whole night through
And
when morning comes around I feel tired
I'm here and I AM here
,said nothing, I'm empty
And
it's raining..
.
pek ilginç tesadüfler üzerine kurgulanan gayet karman ve çorman bir ilişkiler silsilesinin tıkanıp kaldığı noktadayım. en azından benim tarafımdan öyle görünüyor, diğer(ler)i olayı çözüp peri masalı seviyesine lay-lay-lom vaziyette geçmiş bile olabilir(ler). fazla karma kalmadı elimde korkarım, dibine darı ekilecek neredeyse.
over-experienced ermiş kişi statüsüne ulaşmak gibi bir fantezim yok, herhangi bir haltın gurusu olmayı da hedeflemiyorum, amaçsız yaşamak ne kadar zor olabilir söyleyiniz kuzum! gelecek her saniyenin planını 5 (beş) dakika önceden yapmak ne karın ağrıtır, bilir misiniz? kabaca bir hesapla yapılan planların bünyeyi her defasında sittin adım geri götürdüğünü de belirtmek yerinde olacaktır. bu bağlamda durumu hiçbir yere bağlayamamaktan şikayet etmek ve hatta bir taraflarım (bkz. boğazım) yırtılana kadar bağırmak isterim.
"why can I not be that "happily ever after" person!?"
1.5+1+10+5+3 = 24+? & the million dollar question
sez Tyra DeSalvo at 12:39 AM Saturday, February 10, 2007tam 1.5 (bir buçuk) yıldır beyin fonksiyonlarımın büyük bir kısmını sömürerek beni çileden çıkaran, uyku-huzur bırakmayan, bünyeyi resmi olarak derneğe üye olma kıvamına getiren, başlığı ortalama 1 (bir) satırı dolduran/ toplam 10 (on) kelimeden oluşan, 5. (beşinci) kelimeden sonra iki noktası bulunan, -en/ -an, -an/ -en, vs. vs. tezimin ilk 3 (üç) bölümü üzerimden geçirdiği son kamyonun ardından kontrol edilmek üzere danışmanımın e-posta gelen kutusunda yerini almıştır dün gece itibariyle.
Özet: dün gece tezimin ilk 3 (üç) bölümünü danışmanıma gönderdim, kontrol edip dönüt verecek, vereceği dönüte göre devamı getirilecek.
Farkettim ki hayatımdaki tüm saatler aslında teze göre ayarlanmış, koşar adım ilerleyen zamanla eş değer geçen günler ruhumu karartmış ve benzeri. "received last december" ifadesi de ilk defa karnıma ağrılar saplanmasına neden olmadı bugün, alışık değilim, neler olmuş bana!
procastinator ın önde gideni şahsım, "to the point" olma özelliğiyle övünmeye devam ediyor an itibariyle, lakin şu durumda ne kadar "to the point" olduğuma karar verecek mekanizma şahsım değil korkarım. ne olursa olsun sabahların kör diplerine kadar oturdum mu? evet. zavallı parmak uçlarım sızladı mı? evet. gözlerim pörtledi mi? evet. bir kaç saatlik uykuyla prostitution a..aman, substitution a gittim mi? evet. bu da yetmedi suyu çıkmış gap lerin bitmesini bekleyip harap ve bitap ders yaptım mı? evet.
peki yeterince huzurlu muyum? bilmem, kısmen, evet?.
Aklıma takıldı;
kulağa hoş gelen her tür müziği dinleyen insanlar, göze hoş gelen her kişiyle yatar mı?
